2025 yılında Jennifer Kavanaugh ve Christopher McCallion, “Ukrayna için Silahlı Tarafsızlık NATO'nun En Az Kötü Seçeneği” başlıklı yazılarında, Ukrayna ve NATO için tam üyelik yerine silahlı tarafsızlığın daha akıllıca bir yol olduğunu savundu. Aradan geçen bir yılın ardından, bu tezlerini yeniden değerlendirmeleri için kendileriyle görüştük. Yazarlar, değişen jeopolitik koşullar ışığında argümanlarını gözden geçirirken, NATO'nun genişlemesi ve kolektif savunma taahhüdü arasındaki gerilimi ele alıyorlar.
Silahlı Tarafsızlık Tezinin Arka Planı
Kavanaugh ve McCallion, 2025'teki yazılarında, Ukrayna'nın NATO'ya tam üyeliğinin ittifak içinde ciddi bir ikilem yaratacağını belirtmişlerdi. Onlara göre, Ukrayna'nın toprak bütünlüğü ve egemenliği için en iyi garanti, NATO üyeliği değil, Batı'nın silah ve eğitim desteğiyle güçlendirilmiş bir silahlı tarafsızlık statüsüydü. Bu yaklaşım, NATO'nun 5. Madde'sini fiilen genişletmeden Ukrayna'ya caydırıcılık sağlayabilirdi. Yazarlar, ayrıca, Ukrayna'nın üyeliğinin Rusya ile doğrudan bir çatışma riskini artıracağını ve ittifakın güvenilirliğini zayıflatacağını savunmuşlardı.
Ancak, 2025'ten bu yana yaşanan gelişmeler, bu değerlendirmeyi yeniden gözden geçirmeyi gerektiriyor. Rusya'nın Ukrayna'ya yönelik saldırganlığı devam ederken, NATO üyeleri arasında Ukrayna'ya destek konusunda farklı sesler yükseliyor. Bazı Orta ve Doğu Avrupa ülkeleri, Ukrayna'nın NATO'ya alınmasının bölgesel güvenliği güçlendireceğini savunurken, ABD ve Almanya gibi kilit üyeler, ittifakın 5. Madde kapsamındaki yükümlülüklerinin genişlemesinden endişe duyuyor.
NATO'nun 5. Maddesi ve Genişleme Dinamikleri
NATO'nun 5. Maddesi, bir üyeye yapılan saldırının tüm ittifaka yapılmış sayılacağını ve her üyenin gerekli önlemleri alacağını taahhüt eder. Ukrayna'nın üyeliği, bu maddenin coğrafi kapsamını genişletecek ve Rusya ile olan çatışma hattını ittifakın doğrudan sorumluluğuna sokacaktır. Kavanaugh ve McCallion, bu durumun 5. Madde'nin caydırıcılığını artırmak yerine, ittifakın bölünmesine ve taahhütlerin yerine getirilmesinde tereddütlere yol açabileceğini öne sürüyor.
Öte yandan, Ukrayna'nın NATO üyeliği, ittifakın doğu kanadında güvenlik garantilerini güçlendirebilir ve Rusya'nın revizyonist emellerine karşı daha net bir duruş sergilenmesini sağlayabilir. Ancak yazarlar, bu adımın Rusya ile doğrudan bir savaş riskini artıracağını ve NATO'nun savunma planlamasında önceliklerin değişmesine neden olabileceğini belirtiyor.
Yazarlar, silahlı tarafsızlık seçeneğinin, Ukrayna'ya geniş çaplı silah yardımı, istihbarat paylaşımı ve ortak askeri eğitim programları yoluyla caydırıcılık sağlayabileceğini savunuyor. Bu model, İkinci Dünya Savaşı öncesi İsviçre veya Soğuk Savaş dönemindeki Finlandiya gibi örneklerle karşılaştırılabilir. Ancak, Ukrayna'nın geniş toprakları ve Rusya ile olan uzun sınırı göz önüne alındığında, böyle bir tarafsızlığın sürdürülebilirliği tartışmalı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, NATO içinde Ukrayna'ya askeri destek veren ancak Rusya ile de diyalog kanallarını açık tutan bir ülke olarak, bu tartışmada kilit bir konumda. Ukrayna'nın NATO üyeliği, Türkiye'nin Karadeniz'deki güvenlik dengelerini ve Rusya ile olan enerji ve ticaret ilişkilerini doğrudan etkileyebilir. Ankara, ittifakın genişlemesini desteklemekle birlikte, 5. Madde'nin otomatik bir savaş taahhüdü olarak algılanmasından kaçınıyor. Silahlı tarafsızlık formülü, Türkiye'nin hem Ukrayna'nın toprak bütünlüğünü destekleyip hem de Rusya ile ilişkilerini yönetmesine olanak tanıyabilir. Bu nedenle, Türk dış politikası açısından esnek bir seçenek olarak öne çıkıyor.