Suudi Arabistan'ın ev sahipliğinde imzalanan Mekke Anlaşması, bölgesel güvenlik mimarisini yeniden şekillendirme iddiasıyla gündeme geldi. Ancak anlaşmanın tarafları, kendi güvenlik risklerini diğer üyelere yüklerken kendi ortaklıklarını koruma eğiliminde. Peki, "bir üyeye yapılan saldırı tümüne yapılmış sayılır" taahhüdü, kriz anında ne anlama geliyor? Bu soru, anlaşmanın sürdürülebilirliğini sorgulatıyor.
Anlaşmanın Arka Planı ve Tarafların Tutumu
Mekke Anlaşması, 2023 yılında Suudi Arabistan'ın öncülüğünde bir dizi bölgesel aktörün katılımıyla imzalandı. Anlaşmanın temel amacı, bölgesel istikrarı sağlamak ve ortak güvenlik tehditlerine karşı kolektif bir duruş sergilemek olarak açıklandı. Ancak anlaşmanın metni, tarafların yükümlülüklerini net bir şekilde tanımlamaktan uzak. Özellikle "bir üyeye yapılan saldırı tümüne yapılmış sayılır" ifadesi, NATO'nun 5. maddesine benzer bir kolektif savunma mekanizması öngörüyor gibi görünse de, pratikte nasıl işleyeceği belirsizliğini koruyor.
Anlaşmaya taraf olan ülkeler arasında Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Mısır, Ürdün ve bazı Körfez ülkeleri bulunuyor. Ancak her bir üyenin kendi güvenlik risklerini diğerlerine yükleme eğilimi, anlaşmanın etkinliğini zayıflatıyor. Örneğin, Suudi Arabistan'ın Yemen'deki askeri operasyonları, anlaşmanın diğer üyeleri için doğrudan bir güvenlik tehdidi oluşturmuyor ve bu ülkeler, Suudi Arabistan'ın Yemen politikasını destekleme konusunda isteksiz davranıyor. Benzer şekilde, Mısır'ın Libya ve Doğu Akdeniz'deki çıkarları, diğer üyeler tarafından paylaşılmıyor.
Anlaşmanın zayıf noktalarından biri de, tarafların kendi çıkarlarını korumak için anlaşmayı araçsallaştırması. Her üye, anlaşmanın sağladığı meşruiyeti kullanarak kendi bölgesel emellerini gerçekleştirmeye çalışıyor. Bu durum, anlaşmanın kolektif bir güvenlik şemsiyesi oluşturma hedefini baltalıyor. Ayrıca, anlaşmanın yaptırım mekanizmalarının eksikliği, ihlaller karşısında etkili bir yanıt verilmesini engelliyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Mekke Anlaşması, sadece bölgesel değil, küresel güç dengeleri açısından da önemli. ABD'nin bölgeden kısmi çekilme sinyalleri verdiği bir dönemde, Suudi Arabistan öncülüğünde kurulan bu ittifak, bölgesel güvenlik mimarisinde bir boşluk doldurma çabası olarak görülüyor. Ancak anlaşmanın başarısız olması, bölgede güvenlik açığına yol açabilir ve İran gibi rakip aktörlerin etkinliğini artırabilir.
Anlaşmanın bir diğer önemli boyutu da, İsrail ile normalleşme süreçleriyle olan ilişkisi. Bazı Arap ülkeleri, anlaşmayı İsrail ile ilişkilerin normalleşmesine zemin hazırlamak için bir araç olarak görüyor. Ancak bu durum, Filistin meselesinde taviz olarak algılanabilir ve anlaşmanın halk desteğini zayıflatabilir. Ayrıca, anlaşmanın başarısızlığı, ABD'nin bölgedeki etkisini azaltabilir ve Rusya ile Çin'in bölgede daha aktif rol almasına yol açabilir.
Küresel enerji piyasaları açısından da anlaşmanın istikrarı önemli. Körfez ülkeleri arasındaki işbirliğinin zayıflaması, petrol arzında dalgalanmalara ve fiyat istikrarsızlığına neden olabilir. Bu da küresel ekonomi üzerinde olumsuz etkiler yaratabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Mekke Anlaşması'na taraf olmasa da, anlaşmanın başarısızlığından doğrudan etkilenebilir. Anlaşmanın zayıflaması, bölgede güvenlik açığına yol açarak Türkiye'nin sınır güvenliğini ve bölgesel istikrarı olumsuz etkileyebilir. Ayrıca, Suudi Arabistan öncülüğündeki bir ittifakın etkisiz kalması, Türkiye'nin bölgesel denklemdeki konumunu güçlendirebilir. Ancak anlaşmanın İsrail ile normalleşme süreçlerine alet edilmesi, Türkiye'nin Filistin politikası açısından dikkatli olmasını gerektiriyor. Türkiye, bölgesel istikrarın korunması için diyalog kanallarını açık tutmalı ve anlaşmanın etkinliğini artıracak yapıcı bir rol üstlenmeli.