Avrupa Birliği (AB) ile Ukrayna arasında uzun zamandır beklenen katılım müzakerelerinin ilk aşaması resmen başladı. Kiev, bu adımla birlikte Batı ittifakına entegrasyon sürecinde kritik bir eşiği geçmiş oldu. AB Komisyonu'nun haziran ayında yayımladığı olumlu raporun ardından üye ülkelerin onayıyla başlayan müzakereler, Ukrayna'nın AB müktesebatına uyum sağlaması için kapsamlı reformlar yapmasını öngörüyor. Sürecin en erken 2030 yılına kadar tamamlanması beklenmiyor. Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski, bu gelişmeyi 'tarihi bir an' olarak nitelendirirken, AB yetkilileri sürecin zorlu ve uzun olacağına dikkat çekiyor.
Müzakere sürecinin arka planı ve reform takvimi
Ukrayna'nın AB üyelik başvurusu, Rusya'nın Şubat 2022'de başlattığı geniş çaplı işgalin hemen ardından yapılmıştı. Kısa süre içinde aday ülke statüsü kazanan Ukrayna, AB'nin şart koştuğu reformları hızla hayata geçirmeye başladı. Yargı bağımsızlığı, yolsuzlukla mücadele ve oligarkların ekonomideki etkisinin azaltılması gibi alanlarda kaydedilen ilerleme, müzakerelerin başlaması için yeterli görüldü.
İlk aşamada AB, Ukrayna'nın mevzuatını 35 fasılda inceleyerek uyum düzeyini değerlendirecek. Her bir fasıl, AB'nin ortak politikalarına ve standartlarına uyum için belirli reform hedefleri içeriyor. Uzmanlar, en hassas başlıklar arasında tarım politikası, çevre standartları ve hukukun üstünlüğü gibi konuların yer aldığını belirtiyor. Ukrayna yönetimi, savaş ekonomisine rağmen reform ivmesini korumaya çalışıyor ancak sahada devam eden çatışmalar süreci yavaşlatma riski taşıyor.
AB'nin genişleme politikasında son yıllarda yaşanan 'yorgunluk' da göz ardı edilmemeli. Fransa ve Almanya gibi kilit ülkeler, yeni üyelerin kabulü konusunda daha temkinli bir yaklaşım sergiliyor. Özellikle tarım sübvansiyonları ve yapısal fonlar gibi mali konularda genişlemenin AB bütçesine getireceği yük endişe yaratıyor. Öte yandan, Rusya'ya karşı bir tampon bölge oluşturma stratejisi, özellikle Doğu Avrupa üyeleri tarafından ısrarla savunuluyor.
Bölgesel ve küresel boyut: Rusya ile jeopolitik satranç
Ukrayna'nın AB üyeliği, yalnızca ekonomik bir entegrasyon değil, aynı zamanda jeopolitik bir dönüşüm anlamı taşıyor. Moskova yönetimi, Ukrayna'nın Batı kurumlarıyla bütünleşmesini doğrudan kendi güvenlik çıkarlarına bir tehdit olarak görüyor. Bu nedenle müzakerelerin başlaması, Kremlin tarafından sert söylemlerle karşılandı. Rusya Dışişleri Bakanlığı, yaptığı açıklamada AB'nin 'Rusya karşıtı bir blok' haline geldiğini öne sürdü.
AB'nin genişleme süreci, aynı zamanda Batı Balkanlar'daki aday ülkeler için de bir referans noktası oluşturuyor. Sırbistan, Karadağ ve Arnavutluk gibi ülkeler, Ukrayna'ya verilen hızlandırılmış sürecin kendileri için de benzer şekilde işlemesini talep ediyor. AB ise 'performansa dayalı' bir yaklaşım benimseyerek her ülkenin kendi siciline göre değerlendirileceğini vurguluyor.
Müzakerelerin başlaması, ABD ve NATO tarafından da memnuniyetle karşılandı. Beyaz Saray, Ukrayna'nın Avrupa-Atlantik entegrasyonunun desteklendiğini belirtirken, NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, üyelik sürecinin Ukrayna'nın savunma kapasitesini güçlendireceğini ifade etti. Ancak Ukrayna'nın savaş devam ederken AB'ye tam üye olması mümkün görünmüyor; zira AB üyeliği için istikrarlı sınırlar ve toprak bütünlüğü ön koşul olarak kabul ediliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Ukrayna'nın AB üyelik sürecinin hızlanması, Türkiye için bir yandan fırsatlar bir yandan da riskler barındırıyor. Türkiye, AB ile tam üyelik müzakerelerini 2005'te başlatmış olmasına rağmen süreç neredeyse durma noktasına gelmiş durumda. Ukrayna'ya verilen 'hızlı yol' ayrıcalığı, Ankara'da çifte standart eleştirilerini güçlendirebilir. Öte yandan, Ukrayna'nın reform ivmesi, Türkiye'nin de benzer alanlarda ilerlemesi için bir referans oluşturabilir. Bölgesel dengeler açısından ise, Ukrayna'nın AB üyeliği, Karadeniz'de Türkiye'nin çıkarlarını doğrudan etkileyecek. Güçlü bir AB üyesi Ukrayna, Rusya'nın bölgedeki etkisini sınırlarken, Türkiye'nin tampon bölge konumunu da zayıflatabilir. Ankara'nın, müzakere sürecini yakından izleyerek kendi AB politikasını yeniden değerlendirmesi gerekiyor.