Avrupa Birliği liderleri, Ukrayna'nın savaş ortamında aceleci bir şekilde tam üyeliğe kabul edilmesi talebiyle karşı karşıya. Bu talep, 27 üyeli bloğun genişleme politikasında ciddi bir krizi tetikleme potansiyeli taşıyor. Zirvede, Ukrayna'nın yanı sıra Moldova ve Gürcistan'ın da adaylık süreçlerinin hızlandırılması gündeme gelecek. Liderler, hem jeopolitik baskılar hem de üye ülkelerin artan endişeleri arasında bir denge kurmak zorunda.
Gelişmenin arka planı
Rusya'nın 24 Şubat 2022'de başlattığı geniş çaplı işgalin ardından Ukrayna, birkaç gün içinde AB'ye katılım başvurusunda bulundu. Olağanüstü bir hızla işleme alınan başvuruya Haziran 2022'de aday statüsü verildi. Ancak tam üyelik müzakerelerinin başlaması için gereken yedi kriterden sadece ikisinin tam olarak karşılandığı belirtiliyor. Yolsuzlukla mücadele, yargı reformu ve oligarkların etkisinin azaltılması gibi alanlarda ilerleme kaydedilmesi gerekiyor. Doğu Avrupa ülkeleri (Polonya, Baltık ülkeleri) Ukrayna'ya güçlü destek verirken, Batı Avrupa ülkeleri (Fransa, Almanya, Hollanda) aceleci adımlara karşı çıkıyor. Macaristan Başbakanı Viktor Orban ise Ukrayna'nın Macar azınlığın haklarını ihlal ettiğini iddia ederek kesin bir veto tehdidinde bulunuyor.
Bölgesel ve küresel boyut
AB'nin genişleme sürecindeki bu bölünme, yalnızca Ukrayna'nın geleceğini değil, Avrupa'nın güvenlik mimarisini de etkileyecek. Ukrayna'nın AB üyeliği, Rusya'ya karşı stratejik bir hamle olarak görülürken, bunun getireceği ekonomik yük ve siyasi istikrarsızlık endişeleri de mevcut. Fransa Cumhurbaşkanı Macron, 'derinleşme olmadan genişleme olmaz' diyerek önce AB'nin kurumsal reformlarını tamamlaması gerektiğini savunuyor. Öte yandan, AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Ukrayna'nın reform çabalarını övgüyle karşılıyor ancak sürecin liyakat esaslı ve adil olması gerektiğini vurguluyor. Bu gerilim, Aralık ayında yapılacak kritik zirvede netleşecek.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Ukrayna'nın AB üyelik sürecindeki bu hızlandırma çabaları, Türkiye'nin yıllardır süren üyelik müzakereleriyle karşılaştırıldığında adaletsizlik algısını güçlendiriyor. Türkiye, 1999'da aday statüsü almış olmasına rağmen müzakerelerde sınırlı ilerleme kaydetti. Ukrayna'ya verilen bu öncelik, Ankara'da AB'nin çifte standart uyguladığı yönünde eleştirilere yol açıyor. Türk dış politikası açısından, AB'nin genişleme sürecindeki bu bölünme, Ankara'nın stratejik özerklik arayışını haklı çıkarabilir. Ayrıca, Ukrayna'nın üyelik sürecinin uzaması, Türkiye için Karadeniz'deki jeopolitik dengeleri etkileyebilir; ancak doğrudan bir güvenlik tehdidi oluşturması beklenmiyor.