Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) Başsavcısı Kerim Han, hakkındaki cinsel taciz iddiaları nedeniyle geçici olarak görevden uzaklaştırıldı. Mahkeme yönetimi, iddiaları araştırmak üzere bağımsız bir soruşturma başlatırken, Han'ın görevine dönüp dönmeyeceği belirsizliğini koruyor. Bu gelişme, özellikle İsrail-Filistin ve Sudan gibi hassas dosyalarda kritik bir rol oynayan savcılık makamında belirsizlik yarattı.
Kerim Han'a Yönelik Suçlamalar ve Soruşturma Süreci
İngiliz hukukçu Kerim Han, 2021 yılında UCM Başsavcısı olarak atanmıştı. Ancak geçtiğimiz haftalarda, mahkeme içi bir ihbar üzerine Han'ın bir kadın çalışana yönelik "uygunsuz davranışlarda" bulunduğu iddia edildi. İddiaların ciddiyeti üzerine UCM Başkanlık Konseyi, hızlı bir şekilde harekete geçerek Han'ı geçici olarak görevden uzaklaştırdı ve dışarıdan bir hukuk uzmanına soruşturma açma yetkisi verdi.
Mahkemeden yapılan resmi açıklamada, "Bağımsız bir soruşturma komisyonu, iddiaların esasını inceleyecek ve gerekli gördüğü takdirde disiplin yaptırımları önerecektir" denildi. Soruşturmanın tamamlanmasının birkaç ay sürebileceği belirtilirken, bu süreçte Başsavcı vekilliğine kıdemli savcı yardımcılarından birinin atandığı bildirildi.
Kerim Han, iddiaları şiddetle reddediyor ve "itibarını geri kazanmak için hukuki yollara başvuracağını" açıkladı. Ancak, mahkeme içi prosedür gereği, soruşturma sonuçlanana kadar görevine dönmesi mümkün değil.
İsrail-Filistin ve Sudan Dosyalarında Belirsizlik
Kerim Han'ın görevden uzaklaştırılması, özellikle devam eden kritik soruşturmalar açısından endişe yarattı. Han, geçtiğimiz aylarda İsrail'in Gazze'deki operasyonları ve Filistinli militanların saldırılarına ilişkin savaş suçu iddialarını araştırmak için yoğun çaba sarf ediyordu. Geçen yıl UCM, İsrailli yetkililer ve Hamas liderleri hakkında tutuklama emri çıkarmış, bu karar uluslararası alanda büyük yankı uyandırmıştı.
Ayrıca Han, Sudan'da 2003-2008 yılları arasında Darfur'da işlenen soykırım ve insanlığa karşı suçlarla ilgili soruşturmayı da yürütüyordu. Özellikle, devrik lider Ömer el-Beşir'in yargılanması süreci, Han'ın başsavcılık döneminin en önemli dosyalarından biriydi. Uzmanlar, savcılık makamındaki geçici boşluğun bu soruşturmaları yavaşlatabileceğini veya geçici olarak durdurabileceğini belirtiyor.
Mahkeme yetkilileri, soruşturmaların devam edeceğini ve geçici başsavcının Han'ın önceliklerine sadık kalacağını söylese de, deneyimli bir savcının yokluğunun dava stratejilerini etkileyebileceği düşünülüyor. Özellikle İsrail'in Gazze'deki eylemlerine ilişkin soruşturma, Han'ın kişisel çabalarıyla ivme kazanmıştı.
UCM'nin Kurumsal Krizi
Bu skandal, UCM'nin şeffaflık ve hesap verebilirlik konusundaki zaaflarını bir kez daha gündeme getirdi. Mahkeme, kurulduğu 2002 yılından bu yana çeşitli yolsuzluk ve taciz iddialarıyla sarsıldı. 2021'de eski savcı Fatou Bensouda döneminde de benzer suçlamalar gündeme gelmişti. UCM, personeline yönelik cinsel taciz vakalarına karşı sıfır tolerans politikası benimsediğini açıklasa da, eleştirmenler bu tür olayların mahkemenin itibarına zarar vermeye devam ettiğini söylüyor.
Birleşmiş Milletler ve bazı insan hakları örgütleri, UCM'ye olan güvenin korunması için soruşturmanın bağımsız ve kapsamlı bir şekilde yürütülmesi çağrısında bulundu. Özellikle, Han'ın görevden uzaklaştırılmasının adalet arayışını baltalamaması gerektiği vurgulandı. Ancak, bazı hukukçular, sürecin siyasi amaçlarla suiistimal edilebileceği endişesini dile getiriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, UCM'ye taraf olmamakla birlikte, özellikle Filistin davasında mahkemenin kararlarını yakından takip ediyor. Han'ın görevden alınması, İsrail-Filistin soruşturmasını yavaşlatabilir ve Ankara'nın bu dosyadaki beklentilerini erteleyebilir. Türkiye, daha önce UCM'nin İsrail hakkında tutuklama emri çıkarmasını memnuniyetle karşılamıştı. Ancak bu kriz, mahkemenin güvenilirliğini zedeleyerek Filistinlilerin adalet arayışına olumsuz yansıyabilir. Ayrıca, UCM'deki bu tür kurumsal zaaflar, Türkiye'nin mahkemeye üyelik yönündeki eleştirel duruşunu haklı çıkarır nitelikte. Bölgesel düzeyde ise, bu gelişme uluslararası ceza hukukunun uygulanabilirliği konusundaki tartışmaları yeniden alevlendirebilir.