UBS Global Wealth Management Küresel Hisse Stratejisi Başkanı Nadia Lovell, hisse senedi piyasalarındaki yükselişin ana motorunun Fed'in para politikası değil, şirket kârları olduğunu vurguladı. Lovell, “Bu piyasayı yönlendirecek olan şey kârlardır. Değerleme genişlemesi değil” diyerek, güçlü kâr artışının ve kâr büyümesinin tabana yayılmasının hisse senetlerini yukarı taşımaya devam edeceğini belirtti. Artan faiz oranlarının kısa vadede oynaklık yaratabileceğini de sözlerine ekledi.
Kârların Gücü ve Piyasa Dinamikleri
Lovell'in değerlendirmesi, yatırımcıların uzun süredir Fed'in faiz indirimlerine odaklandığı bir dönemde önemli bir perspektif sunuyor. Fed'in sıkı para politikası ve jeopolitik risklere rağmen, şirket kârları beklenenden güçlü seyrediyor. Özellikle teknoloji, sağlık ve enerji sektörlerinde kâr artışları dikkat çekiyor. UBS stratejistine göre, kâr büyümesinin sadece birkaç büyük şirketle sınırlı kalmayıp geniş tabana yayılması, piyasanın sağlıklı bir şekilde yükselmesini destekliyor.
Lovell, “Kâr büyümesi genişliyor. Bu da piyasanın daha istikrarlı bir temelde yükselmesini sağlıyor” ifadelerini kullandı. Değerleme çarpanlarının tarihsel ortalamaların üzerinde olduğunu kabul eden Lovell, yine de kâr artışının bu çarpanları haklı çıkarabileceğini ima etti. Fed'in faiz politikasının ise kısa vadeli oynaklık yaratabileceğini, ancak uzun vadeli trendi belirlemede kârların belirleyici olacağını söyledi.
UBS'nin analizine göre, 2024 yılında S&P 500 şirketlerinin kârlarının çift haneli büyümesi bekleniyor. Bu büyümenin itici güçleri arasında yapay zeka yatırımları, verimlilik artışları ve tüketici talebindeki toparlanma yer alıyor. Lovell, yatırımcıların portföylerini çeşitlendirirken kâr büyümesi potansiyeli yüksek sektörlere odaklanmaları gerektiğini belirtti.
Küresel Piyasalar ve Fed Politikası
Fed'in faiz artırım döngüsünün sonuna yaklaşıldığına dair beklentiler, son aylarda piyasalarda dalgalanmalara yol açtı. Ancak Lovell, Fed'in politikasının piyasa yönünü belirlemede artık daha az etkili olacağını savunuyor. “Faiz oranları elbette önemli, ancak şirket kârları bu denklemin merkezinde” dedi.
UBS'nin görüşü, diğer yatırım bankalarının görüşleriyle kısmen örtüşüyor. Goldman Sachs ve Morgan Stanley gibi kurumlar da kâr büyümesinin piyasa için kritik olduğunu vurguluyor. Ancak bazı analistler, değerlemelerin yüksek olduğu ve faiz oranlarının uzun süre yüksek kalabileceği uyarısında bulunuyor. Lovell ise bu endişelere karşı, kâr artışının bu riskleri dengeleyebileceğini belirtiyor.
Küresel ekonomik görünümdeki belirsizliklere rağmen, ABD ekonomisinin beklenenden dayanıklı çıkması ve Avrupa ile Asya'da toparlanma sinyalleri, kâr beklentilerini destekliyor. Çin'in teşvik önlemleri ve Avrupa'da enerji fiyatlarındaki düşüş de olumlu faktörler arasında. Lovell, gelişmekte olan piyasaların da kâr büyümesinden pay alabileceğini sözlerine ekledi.
Türkiye Açısından Değerlendirme
UBS'nin kâr odaklı analizi, Türkiye ekonomisi ve piyasaları için de dolaylı ancak önemli sonuçlar doğuruyor. Küresel hisse senedi piyasalarındaki yükseliş, risk iştahını artırarak gelişmekte olan ülkelere sermaye akışını destekleyebilir. Bu durumda Türkiye'nin de yabancı yatırımcı çekmesi kolaylaşabilir. Ancak Fed'in faiz politikası ve küresel oynaklık, TL varlıkları üzerinde baskı oluşturmaya devam ediyor. Türk şirketlerinin kârlılığı, ihracat pazarlarındaki talep ve emtia fiyatlarına bağlı. Özellikle Avrupa'daki toparlanma, Türkiye'nin ihracatını olumlu etkileyebilir. Yine de yurt içi enflasyon ve kur oynaklığı, şirket kârları üzerinde risk unsuru olmayı sürdürüyor. Yatırımcıların Türkiye'ye ilgisi, küresel kâr trendinden çok yerel makroekonomik istikrara bağlı görünüyor.