İsrail savaş uçaklarının 18 Ağustos 2026'da Suriye'nin kuzeyindeki Ebu Duhur hava üssünü vurması, Orta Doğu'da yıllardır süregelen jeopolitik bir varsayımın yıkılmasına işaret ediyor. Bu saldırı, İsrail'in ilk kez Türk ordusunun yerel müttefiklerle nüfuz alanı inşa etmeye çalıştığı stratejik bir bölgeyi doğrudan hedef alması nedeniyle kritik bir dönüm noktası olarak değerlendiriliyor.
Gerilimin Arka Planı
Ebu Duhur hava üssü, Suriye'nin İdlib vilayetinde, Türkiye sınırına yakın stratejik bir konumda bulunuyor. Uzun süredir muhalif grupların ve Türk destekli güçlerin kontrolünde olan bölge, son aylarda Türkiye'nin askeri varlığını pekiştirdiği bir üs haline gelmişti. İsrail, son yıllarda Suriye'de İran bağlantılı hedeflere yönelik düzenli hava saldırıları gerçekleştiriyordu; ancak bu kez hedefin Türkiye'nin etki alanı içinde olması, Ankara ile Tel Aviv arasındaki gerilimi yeni bir boyuta taşıdı.
İsrail makamları, saldırının "İran'ın bölgedeki silah transfer yollarını kesmek" amacıyla yapıldığını savunurken, Türkiye'den yapılan açıklamalarda saldırının "Türkiye'nin meşru güvenlik çıkarlarına yönelik doğrudan bir tehdit" olduğu vurgulandı. Olay, iki ülke arasında uzun süredir devam eden istihbarat paylaşımı ve çatışmasızlık anlaşmalarının artık geçerliliğini yitirdiği yorumlarına yol açtı.
Suriye iç savaşının başlangıcından bu yana Türkiye, kuzey Suriye'de güvenli bölgeler oluşturarak PKK/YPG ve DEAŞ gibi unsurlara karşı mücadele ettiğini belirtiyor. İsrail ise İran'ın Suriye üzerinden Lübnan'daki Hizbullah'a silah sevk etmesini engellemeyi öncelikli hedef olarak görüyor. Bu iki farklı öncelik, sahada kaçınılmaz bir çıkar çatışması yaratıyor. Ebu Duhur saldırısı, bu çatışmanın artık doğrudan bir askeri çatışmaya dönüşebileceğini gösteriyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Olayın yankıları sadece Türkiye ve İsrail ile sınırlı kalmadı. ABD, saldırı sonrası taraflara itidal çağrısı yaparken, Rusya da bölgedeki askeri varlığını gerekçe göstererek endişelerini dile getirdi. Suriye rejimi ise saldırıyı "İsrail'in saldırganlığı" olarak kınadı ve uluslararası toplumu harekete geçmeye davet etti.
Uzmanlar, İsrail'in bu saldırısının arkasında yatan temel nedenin, Türkiye'nin Suriye'de artan nüfuzunu dengelemek olduğunu belirtiyor. Son yıllarda Türkiye, Suriye muhalefeti üzerindeki etkisini kullanarak bölgede kendi güvenlik mimarisini kurmaya çalışıyor. İsrail ise bu durumu kendi güvenliği için bir tehdit olarak algılıyor. Ayrıca, İsrail'in ABD'den aldığı destek ve Arap ülkeleriyle normalize olan ilişkileri, Tel Aviv'in daha cesur adımlar atmasına olanak tanıyor.
Öte yandan, Türkiye'nin NATO üyeliği ve bölgedeki askeri kapasitesi, olası bir misilleme seçeneğini masada tutuyor. Ancak doğrudan bir çatışma, iki ülke arasında zaten kırılgan olan ilişkileri tamamen koparabilir ve bölgesel istikrarı daha da bozabilir. Bu nedenle, diplomatik kanalların açık tutulması kritik önem taşıyor. BM ve diğer uluslararası aktörlerin devreye girmesi bekleniyor.
Bu gelişme, Orta Doğu'da yeni bir güç mücadelesinin habercisi olabilir. Türkiye ve İsrail arasındaki gerilim, sadece iki ülkeyi değil, bölgedeki tüm dengeleri etkileyecek potansiyele sahip. Önümüzdeki günlerde tarafların atacağı adımlar, bölgenin geleceğini belirleyecek.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İsrail'in Ebu Duhur saldırısı, Türkiye'nin Suriye politikası ve güvenlik stratejisi açısından ciddi bir meydan okuma oluşturuyor. Türkiye, uzun süredir Suriye'nin kuzeyinde PKK/YPG ve DEAŞ ile mücadele ederken, İsrail'in İran karşıtı operasyonları Ankara'nın çıkarlarıyla çakışıyor. Bu saldırı, Türkiye'nin bölgedeki askeri varlığını ve müttefiklerini korumak için yeni önlemler almasını gerektirebilir. Ayrıca, Türkiye'nin İsrail ile olan diplomatik ilişkileri zaten gergin; bu olay, ilişkilerin tamamen kopmasına yol açabilir. Ekonomik açıdan, Doğu Akdeniz'deki enerji iş birliği projeleri ve ticaret yolları da bu gerilimden olumsuz etkilenebilir. Türkiye'nin NATO içindeki konumu ve ABD ile ilişkileri, bu krizde belirleyici olacak.