İsrail savaş uçaklarının 18 Ağustos 2026'da Suriye'nin Ebu Duhur hava üssünü vurması, Orta Doğu'ya dair eski bir jeopolitik varsayımın yıkılışının dumanı oldu. Bu kez İsrail, Türk ordusunun yerel güçler inşa etmek için çalıştığı stratejik bir etki alanını doğrudan hedef aldı. Saldırı, iki ülke arasında uzun süredir biriken gerilimin askeri bir çatışmaya dönüşme riskini somutlaştırdı.
Gerilimin Arka Planı
Türkiye, Suriye iç savaşının son döneminde Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı ve Barış Pınarı harekâtlarıyla sınır hattında güvenli bölgeler oluşturdu. Bu bölgelerde eğittiği yerel muhalif gruplarla askeri ve istihbari bağlarını güçlendirdi. İdlib'deki gözlem noktaları ve Ebu Duhur çevresindeki varlığı, Ankara'nın Suriye'nin kuzeyindeki nüfuzunu pekiştirdi. İsrail ise Suriye'deki İran bağlantılı hedeflere yönelik yıllardır sürdürdüğü hava operasyonlarını, Türkiye'nin desteklediği bölgelere doğru genişletmiş görünüyor. Ebu Duhur saldırısı, İsrail'in artık Türk nüfuz alanını da potansiyel tehdit olarak gördüğünü gösteriyor.
İki ülke arasındaki ilişkiler son yıllarda inişli çıkışlı bir seyir izledi. 2022'de başlayan normalleşme süreci karşılıklı büyükelçi atamalarıyla zirveye ulaşmıştı. Ancak Gazze savaşı ve bölgesel gelişmeler, bu kırılgan normalleşmeyi aşındırdı. Türkiye'nin Hamas'a verdiği siyasi destek ve İsrail'in Suriye'deki artan askeri faaliyetleri, güven bunalımını derinleştirdi. Ebu Duhur saldırısı, normalleşme sürecinin fiilen askıya alındığı yorumlarına yol açtı.
Askeri uzmanlara göre, İsrail'in Ebu Duhur'u hedef alması, Türkiye'nin Suriye'de kurduğu hava savunma ve gözetleme altyapısını zayıflatmayı amaçlıyor. Üs, aynı zamanda bölgedeki muhalif gruplara lojistik destek sağlanan bir merkez konumundaydı. Saldırı sonrası Türk yetkililerden yapılan açıklamalarda, "gereken cevabın verileceği" belirtildi ancak somut bir adım atılmadı. Bu durum, Ankara'nın askeri misillemeden kaçınarak diplomatik kanalları zorladığına işaret ediyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Suriye, artık yalnızca bir iç savaş sahası değil; aynı zamanda bölgesel güçlerin vekalet çatışmalarının merkezi. İsrail, İran'ın Suriye'deki varlığını kendisi için kırmızı çizgi olarak görüyor. Türkiye ise PKK uzantısı gruplara karşı güvenli bölge oluşturma ve sınır güvenliğini sağlama hedefinde. Bu iki stratejik öncelik, Suriye topraklarında dar bir alanda çakışıyor. ABD'nin bölgedeki belirsiz tutumu ve Rusya'nın askeri varlığını azaltması, bu çakışma alanını daha da istikrarsız hale getiriyor.
İsrail'in saldırısı, aynı zamanda ABD'nin bölgedeki müttefikleri arasındaki dengeyi de sarsıyor. Washington, hem Türkiye'ye hem de İsrail'e stratejik ortak olarak yaklaşırken, iki ülkenin doğrudan karşı karşıya gelmesi, NATO içinde de rahatsızlık yaratabilir. Türkiye'nin NATO üyeliği, İsrail ile yaşanacak bir çatışmada ittifak içi dayanışma açısından soru işaretleri doğuruyor. Öte yandan, İsrail'in Suriye'deki eylemleri, Arap dünyasında da tepkiyle karşılanıyor ve bölgesel barış çabalarını baltalıyor.
Enerji koridorları ve ticaret yolları açısından da gelişme kritik. Doğu Akdeniz'deki doğalgaz rezervleri ve olası boru hatları, Türkiye ile İsrail'i hem rakip hem de potansiyel ortak yapıyor. Ancak askeri gerginlik, bu işbirliği ihtimalini zayıflatıyor. Uluslararası yatırımcılar, bölgedeki istikrarsızlığın artmasından endişe duyuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Ebu Duhur saldırısı, Türkiye'nin Suriye politikasında yeni bir kırılma noktası. Ankara, bir yandan İsrail ile doğrudan çatışmadan kaçınırken, diğer yandan sahadaki nüfuzunu korumak zorunda. Türkiye'nin askeri misilleme yerine diplomatik kanalları öncelemesi, ekonomik ve siyasi maliyetleri göze alamamasından kaynaklanıyor. Ancak bu durum, sahadaki Türk destekli gruplar arasında güven kaybına yol açabilir. Ayrıca, İsrail'in Suriye'deki faaliyetleri, Türkiye'nin güney sınırındaki güvenlik mimarisini yeniden gözden geçirmesini gerektiriyor. ABD ve NATO ile eşgüdüm, Ankara için kritik önemde. Türkiye'nin tepkisinin ölçülü kalması, bölgesel bir savaşın önlenmesi açısından şimdilik olumlu ancak uzun vadeli riskler devam ediyor.