Türkiye, Yemen'deki İran destekli Husilerin Suudi Arabistan'ın güney bölgelerine yönelik düzenlediği balistik füze saldırısını şiddetle kınadı. Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan yazılı açıklamada, saldırının bölgesel barış ve istikrarı tehdit ettiği vurgulanarak, Riyad yönetimiyle dayanışma mesajı verildi. Açıklamada ayrıca tüm taraflara gerilimi artırabilecek adımlardan kaçınma çağrısı yapıldı. Husilerin son aylarda Suudi Arabistan topraklarına yönelik saldırılarını yoğunlaştırdığı bir dönemde gelen bu kınama, Ankara'nın Körfez güvenliğine verdiği önemi bir kez daha ortaya koydu.
Saldırının ayrıntıları ve arka planı
Husilere ait askeri kaynaklar, Suudi Arabistan'ın güneyindeki Asir bölgesinde bulunan Khamis Mushait askeri havalimanını hedef alan bir balistik füze fırlatıldığını duyurdu. Suudi Arabistan liderliğindeki koalisyon ise füzenin imha edildiğini ve saldırıda herhangi bir can kaybı yaşanmadığını açıkladı. Bu saldırı, Husilerin 2022 yılında imzalanan ateşkes anlaşmasına rağmen saldırılarını sürdürdüğünü gösteriyor. Birleşmiş Milletler ve uluslararası toplum, Yemen'de kalıcı bir siyasi çözüm için çabalarını sürdürürken, Husilerin askeri kapasitesini artırması endişe yaratıyor. İran'ın Husilere sağladığı balistik füze ve insansız hava aracı teknolojisinin, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri'ne yönelik saldırılarda kullanıldığı biliniyor.
Türkiye'nin bu açıklaması, Husilerin saldırılarını kınayan ilk açıklama değil. Ankara, daha önce de Husilerin Suudi Arabistan topraklarına yönelik saldırılarını kınamış ve Yemen'deki çatışmanın bir an önce sona ermesi gerektiğini vurgulamıştı. Türkiye, Yemen'deki iç savaşta Suudi Arabistan liderliğindeki koalisyonu dolaylı olarak desteklerken, Husilerle doğrudan bir çatışma içinde bulunmuyor. Ancak bölgedeki güç dengeleri ve Körfez ülkeleriyle olan ilişkileri, Ankara'yı bu tür saldırılara karşı net bir tavır almaya itiyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Husilerin Suudi Arabistan'a yönelik saldırıları, Yemen savaşının sadece iç savaş olmadığını, aynı zamanda bölgesel bir vekalet savaşına dönüştüğünü gösteriyor. İran'ın bölgedeki nüfuzunu artırma çabaları, Suudi Arabistan ve müttefiklerini endişelendiriyor. Suudi Arabistan, 2015 yılından bu yana Yemen'de Husilere karşı askeri operasyon yürütürken, son dönemde İran'la diplomatik temasları artırmış ve Çin arabuluculuğunda bir anlaşma imzalamıştı. Ancak Husilerin saldırıları, bu normalleşme sürecini tehlikeye atabilecek potansiyel taşıyor. Birleşmiş Milletler Yemen Özel Temsilcisi Hans Grundberg, tarafları ateşkese uymaya çağırırken, Husilerin saldırılarının barış sürecine zarar verdiğini belirtiyor. ABD ve Avrupa Birliği de Husileri kınamakta, ancak doğrudan bir askeri müdahalede bulunmamaktadır.
Bölgesel olarak, Suudi Arabistan'ın güneyinin hedef alınması, sadece iki ülke arasındaki çatışmayı değil, aynı zamanda Kızıldeniz ve Bab el-Mendeb Boğazı'nın güvenliğini de tehdit ediyor. Husilerin geçmişte Suudi Arabistan'a ait petrol tesislerine ve sivil havacılık altyapısına saldırması, küresel enerji piyasalarında dalgalanmaya neden olmuştu. Bu tür saldırıların devamı halinde, enerji fiyatlarının yeniden yükselebileceği ve küresel ekonomik iyileşme sürecini olumsuz etkileyebileceği endişesi bulunuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye'nin bu kınaması, Ankara'nın Körfez ülkeleriyle son dönemde geliştirdiği yakın ilişkilerin bir yansımasıdır. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri ile ticaret ve yatırım bağlarını güçlendiren Türkiye, bölgesel istikrarın kendi ekonomik çıkarları açısından önemini kavramış durumda. Ayrıca, İran'ın nüfuz alanını genişletme girişimlerine karşı Suudi Arabistan'ın yanında yer almak, Ankara'nın Orta Doğu'daki güç dengesini koruma stratejisiyle uyumlu. Türkiye'nin bu tutumu, Yemen'deki çatışmanın diplomatik yollarla çözülmesi gerektiği yönündeki genel politikasıyla da örtüşüyor. Ancak Ankara'nın Husilere karşı doğrudan bir askeri angajmana girmesi beklenmiyor; diplomatik ve siyasi desteğini sürdüreceği tahmin ediliyor.