Tunus'ta sivil toplum kuruluşlarına yönelik baskılar, tutuklamalar, kovuşturmalar ve faaliyetten men etmelerin artmasıyla giderek derinleşiyor. İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW) tarafından yayımlanan yeni rapora göre, ülkedeki sivil toplum alanı, Cumhurbaşkanı Kays Said'in güvenlik güçlerinin ve yargının desteğiyle uyguladığı sistematik baskı nedeniyle daralıyor. Bu gelişme, 2011 Arap Baharı'nda demokrasiye geçişin sembolü olan Tunus'un, otoriterleşme sürecinde sivil toplumun karşı karşıya kaldığı ciddi tehditleri gözler önüne seriyor.
Sivil Toplum Üzerindeki Baskının Boyutları
İnsan Hakları İzleme Örgütü'nün raporu, Tunus'ta sivil toplum kuruluşlarının (STK) karşılaştığı baskıları üç ana başlıkta ele alıyor: tutuklamalar, yargısal kovuşturmalar ve faaliyetlerin askıya alınması. Raporda, özellikle insan hakları savunucuları, gazeteciler ve bağımsız sendika üyelerinin hedef alındığı belirtiliyor. Tunus İnsan Hakları Birliği (LTDH) gibi köklü örgütlerin yanı sıra, ülkenin dört bir yanındaki yerel dernekler de benzer baskılarla karşılaşıyor.
Son iki yıl içinde, aralarında ünlü hukukçu ve aktivistlerin de bulunduğu onlarca kişi gözaltına alındı. Bazı STK'ların hesapları dondurulurken, bazıları da hükümet yanlısı medya tarafından itibarsızlaştırılmaya çalışılıyor. HRW, bu uygulamaların Tunus anayasasında güvence altına alınan ifade özgürlüğü ve örgütlenme hakkını ihlal ettiğini vurguluyor. Örgütün Orta Doğu ve Kuzey Afrika direktörü Sarah Leah Whitson, 'Tunus'ta sivil toplum, devletin sindirme politikaları nedeniyle nefes alamaz hale geldi' değerlendirmesinde bulundu.
Baskıların arka planında, Cumhurbaşkanı Kays Said'in 25 Temmuz 2021'de parlamentoyu feshederek ve başbakanı görevden alarak tüm yetkileri elinde toplaması yatıyor. Said, bu adımı 'ulusal kriz'e çözüm olarak nitelendirse de, muhalifler bunu bir darbe olarak görüyor. O tarihten bu yana, yargı bağımsızlığı zayıflatılırken, sivil toplum üzerindeki denetim de artırıldı. Özellikle yabancı fon alan kuruluşlar, 'yabancı müdahalesi' iddialarıyla hedef gösteriliyor. Bu durum, sivil toplumun finansal kaynaklarını keserek faaliyetlerini fiilen durdurmayı amaçlıyor.
Bölgesel ve Küresel Yansımalar
Tunus'taki bu gelişmeler, yalnızca ülke içinde değil, bölgesel ve küresel düzeyde de yankı buluyor. Arap Baharı'nın demokratik kazanımlarının en önemli örneği olarak görülen Tunus'ta sivil toplumun bastırılması, bölgedeki diğer ülkelerdeki otoriter rejimlere cesaret verebilir. Mısır'da darbe sonrası yaşanan sürece benzer bir tablo, Tunus'ta da ortaya çıkıyor. Batılı ülkeler, özellikle Avrupa Birliği, Tunus'taki insan hakları ihlallerine karşı diplomatik girişimlerde bulunsa da, göç anlaşmaları ve ekonomik çıkarlar nedeniyle eleştirilerini yumuşatmakla suçlanıyor.
Uluslararası Af Örgütü ve İnsan Hakları İzleme Örgütü, Tunus hükümetine uluslararası yükümlülüklerini hatırlatırken, Birleşmiş Milletler de benzer çağrılarda bulunuyor. Ancak Cumhurbaşkanı Said, bu eleştirileri 'kendi halkının iradesine saygısızlık' olarak nitelendirerek reddediyor. Tunus'ta sivil toplumun marjinalleştirilmesi, ülkenin demokratik geçiş sürecinin temel taşlarından birinin çökmesi anlamına geliyor. Bu durum, Kuzey Afrika'da demokrasi ve istikrar arayışına önemli bir darbe vuruyor.
Özellikle Akdeniz havzasında artan güvenlik tehditleri ve düzensiz göç sorunları, Tunus'u Batı için stratejik bir ortak haline getiriyor. Bu nedenle, Batılı ülkelerin Tunus'taki otoriterleşmeye verdiği tepkiler sınırlı kalıyor. Tunus'taki sivil toplumun zayıflaması, ülkedeki yolsuzlukla mücadele, sosyal kalkınma ve insan hakları alanlarındaki ilerlemeleri de sekteye uğratıyor. Bölgesel olarak ise, Cezayir ve Fas gibi komşu ülkeler, Tunus'taki durumu kendi iç istikrarlarını güçlendirmek için bir fırsat olarak görebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Tunus'taki gelişmeler, Türkiye'nin Kuzey Afrika politikası açısından önemli bir sınav niteliği taşıyor. Türkiye, Arap Baharı sonrası dönemde Tunus'ta demokratik geçiş sürecini desteklemiş ve ülkeyle ekonomik ve siyasi ilişkilerini geliştirmişti. Ancak Tunus'ta otoriterleşme eğilimlerinin güçlenmesi, Türkiye'nin bu ülkede savunduğu değerlerin zayıflaması anlamına geliyor. Ankara'nın, insan hakları ve demokrasi ilkelerine vurgu yapan dış politika anlayışı ile pratik çıkarları arasında bir denge kurması gerekiyor. Tunus'taki istikrarsızlık, Doğu Akdeniz'deki enerji güvenliği ve düzensiz göç gibi konularda Türkiye'yi dolaylı olarak etkileyebilir. Bu nedenle Türkiye, hem insan hakları savunucularıyla dayanışma içinde olduğunu göstermeli hem de Tunus yönetimiyle diyalogunu sürdürerek bölgesel istikrara katkıda bulunmalıdır.