ABD Başkanı Donald Trump'ın, Cumhuriyetçilerin ara seçimleri kazanması halinde her yetişkin Amerikalıya 5.000 dolar temettü dağıtma vaadi, tahvil piyasalarında dalgalanmaya yol açtı. 10 yıllık ABD Hazine tahvili faizi Perşembe günü yaklaşık 4,96% seviyesinden kapanarak açılışa göre 1,3 baz puan yükseldi. Tahvil getirilerindeki bu mütevazı artış, yatırımcıların artan bütçe açığı ve enflasyon risklerini fiyatlamaya başladığını gösteriyor.
Gelişmenin arka planı
Trump'ın açıklaması, 8 Kasım ara seçimleri öncesinde ekonomik teşvik vaatlerinin son örneği. 5.000 dolarlık temettü, hane halkına doğrudan nakit transferi anlamına geliyor ve federal bütçe üzerinde önemli bir yük oluşturabilir. Kongre Bütçe Ofisi'nin (CBO) henüz resmi bir maliyet tahmini yok; ancak bağımsız ekonomistler, benzer bir programın yıllık 1 trilyon doları aşabileceğini belirtiyor. Bu tür bir teşvik, kısa vadede tüketimi canlandırsa da, uzun vadede enflasyonu körükleyebilir ve Federal Rezerv'in faiz artırım baskısını artırabilir.
Tahvil faizlerindeki hareket, piyasaların bu senaryoyu şimdiden fiyatlamaya başladığını gösteriyor. 10 yıllık Hazine tahvili, küresel finans sisteminde risksiz getiri eğrisinin temel taşı olarak kabul edilir. Faizin 4,96%'ya yükselmesi, yatırımcıların daha yüksek getiri talebini yansıtıyor. Aynı zamanda, 2 yıllık ve 30 yıllık tahvillerde de benzer yönlü hareketler gözlendi. Getiri eğrisinin şekli, resesyon sinyali verip vermediği açısından yakından izleniyor.
Trump'ın vaadi, sadece ekonomik değil siyasi bir hamle olarak da değerlendiriliyor. Ara seçimlerde Cumhuriyetçilerin Kongre'deki çoğunluğunu koruma çabası, vergi indirimleri ve teşvik paketleriyle destekleniyor. Ancak Demokratlar, bu tür bir temettünün zenginden alıp fakire vermek yerine doğrudan para basmak anlamına geldiğini savunuyor. Piyasalar ise seçim sonuçlarına bağlı olarak volatilite artışı bekliyor.
Bölgesel ve küresel boyut
ABD tahvil faizlerindeki yükseliş, küresel sermaye akımlarını doğrudan etkiliyor. Gelişmekte olan ülkeler, ABD faizlerinin artmasıyla birlikte daha yüksek borçlanma maliyetleriyle karşı karşıya kalabilir. Özellikle dolar cinsinden borcu yüksek olan ülkeler için bu durum kur baskısı ve sermaye çıkışı riskini beraberinde getiriyor. Türkiye gibi cari açık veren ekonomiler, ABD'deki faiz artışlarından olumsuz etkilenebilir.
Öte yandan, Trump'ın temettü vaadi, küresel ticaret savaşları ve jeopolitik gerilimlerle birleştiğinde, dünya ekonomisinde belirsizliği artırıyor. Çin ile yaşanan ticaret anlaşmazlıkları, Avrupa'daki enerji krizi ve Orta Doğu'daki istikrarsızlık, yatırımcıların risk iştahını azaltıyor. Bu ortamda, ABD tahvilleri güvenli liman olarak talep görse de, getirilerdeki dalgalanma devam edebilir.
Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası, seçim öncesi mali teşviklerin enflasyonist baskıları artırabileceği konusunda uyarıyor. Fed'in faiz politikası, bu tür mali genişlemeye karşı nasıl bir tepki vereceği merak konusu. Piyasalar, Fed'in gelecek toplantılarında daha şahin bir duruş sergileyebileceğini fiyatlıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD tahvil faizlerindeki yükseliş, Türkiye ekonomisi için doğrudan risk oluşturuyor. Küresel risk iştahının azalması, TL üzerinde baskı yaratabilir ve Türkiye'nin dış borçlanma maliyetini artırabilir. Ayrıca, Trump'ın olası temettü politikası, ABD'de enflasyonu yükselterek Fed'in faiz artırımlarını hızlandırabilir; bu da gelişmekte olan ülkelere sermaye akışını tersine çevirebilir. Türkiye, cari açığını finanse etmek için yabancı sermayeye ihtiyaç duyduğundan, bu gelişme dış finansman koşullarını zorlaştırabilir. Orta Doğu'daki jeopolitik risklerle birleştiğinde, Türkiye'nin ekonomik kırılganlığı artabilir. Yetkililerin para ve maliye politikalarında temkinli olması gerekiyor.