ABD’nin İran’ın nükleer ve askeri tesislerine yönelik olası bir askeri müdahalesinde, özellikle “Kazma Dağı” (Pickaxe Mountain) olarak bilinen yer altı kompleksine karşı kullanmayı düşündüğü sığınak delen bombaların etkinliği, bölgenin sert jeolojik yapısı ve kritik mineral sıkıntısı nedeniyle sınırlı kalabilir. Bu durum, Başkan Donald Trump’ı total imha stratejisinden, yüzey altyapısını ve yeraltı girişlerini devre dışı bırakmaya yönelik daha sınırlı bir hedefe yönelmeye zorlayabilir. Uzmanlar, İran’ın nükleer programının büyük bir kısmının derin yer altı tesislerinde korunduğunu ve bu tesislerin ABD’nin en güçlü konvansiyonel silahlarına karşı dahi dayanıklı olabileceğini belirtiyor.
Kazma Dağı’nın jeolojik zorlukları
İran’ın Kazma Dağı bölgesi, sert granit ve bazalt katmanlarından oluşan karmaşık bir jeolojik yapıya sahip. ABD’nin elindeki en büyük sığınak delici bomba olan GBU-43/B MOAB (Massive Ordnance Air Blast) ve daha derinlere nüfuz edebilen GBU-57 MOP (Massive Ordnance Penetrator) bile bu yapı karşısında yetersiz kalabilir. ABD Hava Kuvvetleri’nin eski mühendislerinden John Pike, “Kazma Dağı’nın bazı bölümleri, bombaların nüfuzunu sınırlayan doğal bir kalkan görevi görüyor” diyor. Ayrıca, İran’ın tesisleri 80 metre derinliğe kadar inebiliyor ve bu derinlikteki kayaların basınç dayanımı, bombaların parçalama kapasitesinin üzerinde.
Bununla birlikte, ABD’nin karşılaştığı bir diğer engel de kritik mineral sıkıntısı. Özellikle bombaların üretiminde kullanılan volfram, kobalt ve nadir toprak elementlerinin tedarikinde yaşanan darboğaz, yeni mühimmat üretimini yavaşlatıyor. ABD Savunma Bakanlığı’na göre, mevcut stoktaki sığınak delen bombaların sayısı sınırlı ve bu bombaların yenilenmesi aylar alabiliyor. Bu durum, Trump yönetimini daha az kaynak tüketen bir stratejiye itiyor.
Bölgesel ve küresel boyut
İran’ın nükleer programı ve buna yönelik olası bir ABD operasyonu, Orta Doğu’da geniş çaplı bir krizi tetikleyebilir. İran’ın misilleme kapasitesi, Hürmüz Boğazı’nı kapatma veya bölgedeki ABD müttefiklerine (Suudi Arabistan, BAE, İsrail) yönelik saldırılar düzenleme potansiyelini içeriyor. Ayrıca, Çin ve Rusya’nın İran’a verdikleri diplomatik ve askeri destek, ABD’nin hareket alanını daha da daraltıyor. Öte yandan, Avrupa Birliği, diplomatik çözüm çağrılarını sürdürürken, ABD’nin tek taraflı askeri müdahalesine mesafeli yaklaşıyor. Uzmanlar, sığınak delen bombaların etkisiz kalması durumunda ABD’nin siber saldırı veya özel kuvvet operasyonları gibi alternatif yöntemlere yönelebileceğini belirtiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD-İran arasındaki bu gerilim, Türkiye’nin güvenliğini ve enerji tedarikini doğrudan etkileyebilir. Türkiye, İran’a doğalgaz ithalatı ve komşuluk ilişkileri nedeniyle bölgedeki istikrara bağımlı. Olası bir askeri müdahale, Türkiye’nin sınırına yakın bölgelerde çatışma riskini artırırken, mülteci akını ve terör örgütlerinin bölgedeki faaliyetlerini güçlendirmesi tehlikesini beraberinde getirebilir. Ayrıca, Hürmüz Boğazı’nın kapatılması, Türkiye’nin enerji fiyatlarını olumsuz etkileyebilir. Ankara’nın, hem ABD ile ittifakını hem de İran ile pragmatik ilişkilerini dengeleyen bir dış politika izlemesi bekleniyor.