ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon), eski Başkan Donald Trump döneminde askeri bölge adlandırmalarında köklü bir değişikliğe giderek 'Hint-Pasifik' (Indo-Pacific) terimini resmi kullanımdan çıkardı. Bu isim değişikliği, yalnızca bir coğrafi tanımlama sorunu değil; aynı zamanda ABD'nin küresel askeri stratejisinde ve diplomatik önceliklerinde yaşanan derin bir dönüşümün habercisi olarak yorumlandı. Pentagon yetkilileri, yeni düzenlemeyle Pasifik Okyanusu'na odaklanan geleneksel bölge tanımına geri dönüldüğünü, bunun daha verimli bir komuta yapısı sağlayacağını belirtti. Ancak bu hamle, Japonya, Avustralya ve Hindistan gibi müttefikler arasında, ABD'nin bölgeye olan bağlılığının sorgulanmasına neden oldu.
Gelişmenin Arka Planı: 'Hint-Pasifik'ten Neden Vazgeçildi?
'Hint-Pasifik' kavramı, ilk olarak 2000'lerin başında Japonya ve Hindistan tarafından ortaya atılmış, ancak resmi olarak Trump yönetiminin 2017 Ulusal Güvenlik Stratejisi'nde benimsenmişti. Bu terim, Hint Okyanusu'nu da kapsayarak Çin'in 'Kuşak ve Yol' projesine karşı denge oluşturmayı hedefliyordu. Trump döneminde Pentagon, bu çerçevede askeri varlığını artırmış, Çin'e yönelik baskıyı tırmandırmıştı. Ancak Biden yönetimine geçişle birlikte, Asya stratejisinin daha çok diplomasi ve ittifak yönetimi üzerine kurulduğu görüldü. Askeri çevrelerde, 'Hint-Pasifik' teriminin abartılı bir jeopolitik iddia taşıdığı ve kaynakları çok geniş bir alana yayarak zafiyet yarattığı eleştirileri yükseliyordu. Pentagon'un bu adımı, hem bütçe kısıtlamaları hem de Çin ile rekabetin daha odaklı bir şekilde yürütülmesi ihtiyacından kaynaklandı. Nitekim ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth, konuyla ilgili yaptığı açıklamada, 'Askeri gücümüzü dağıtmak yerine, belirli bölgelerde yoğunlaştırmalıyız' ifadelerini kullandı. Bu da, ABD'nin Pasifik'teki geleneksel müttefikleriyle ilişkilerini korurken, Hint Okyanusu'ndaki angajmanını azaltabileceği anlamına geliyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Çin ve Hindistan Ekseni
Bu isim değişikliği, en çok Çin ve Hindistan arasındaki rekabeti etkileyecek gibi görünüyor. Çin, 'Hint-Pasifik' kavramını ABD hegemonyasını genişletme çabası olarak eleştiriyordu; bu nedenle ABD'nin bu terimi terk etmesi Pekin'de memnuniyetle karşılandı. Öte yandan Hindistan, kendi etki alanını genişletmek için 'Hint-Pasifik' kavramını sahiplenmişti. Yeni Delhi yönetimi, ABD'nin bu hamlesini kendisine yönelik bir soğuma işareti olarak yorumlayabilir. Ayrıca Japonya ve Avustralya gibi 'Quad' ülkeleri, ABD'nin bölgeden çekilme sinyali olarak algıladıkları bu adımdan rahatsızlık duyuyor. Bu durum, Çin'in Asya-Pasifik'teki etkisini artırmasına zemin hazırlayabilir. Uzmanlar, ABD'nin bu kararla aslında 'denizden karaya' bir stratejik eksen kayması yaşadığını, yani okyanuslardan kıtalara daha fazla odaklanacağını belirtiyor. Bu da, Orta Doğu ve Avrupa'daki angajmanların yeniden önceliklendirilebileceği anlamına geliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'nin 'Hint-Pasifik' stratejisinden vazgeçmesi, Türkiye için dolaylı ama önemli etkiler yaratabilir. Türkiye, Asya-Pasifik'te doğrudan bir askeri varlığa sahip olmasa da, Çin ile olan ticari ilişkileri ve Kuşak ve Yol projesindeki konumu nedeniyle bölgeyle bağlantılıdır. ABD'nin bölgeye olan ilgisinin azalması, Çin'in Türkiye üzerindeki ekonomik baskısını artırabilir. Öte yandan, ABD'nin kaynaklarını Avrupa ve Orta Doğu'ya yönlendirmesi, Türkiye'nin NATO içindeki konumunu güçlendirebilir. Ancak bu hamle, aynı zamanda ABD ile Türkiye arasında Suriye ve Doğu Akdeniz'deki iş birliğini de etkileyebilir; çünkü ABD'nin dikkati Asya'dan uzaklaştıkça, Türkiye'nin bulunduğu bölgelere daha fazla odaklanması beklenir. Sonuç olarak, bu stratejik kayma, Türk dış politikasının çok yönlü dengesini yeniden gözden geçirmesini gerektirebilir.