ABD’nin 250. kuruluş yıldönümünü kutlamaya hazırlandığı bir dönemde, Başkan Donald Trump’ın “Kurtuluş Günü” olarak adlandırdığı tarihte yürürlüğe koyduğu kapsamlı gümrük tarifeleri, ülkenin Çin ile ilişkilerinde yeni bir dönemin başlangıcı oldu. Washington, “Önce Amerika” politikası kapsamında ithalata getirdiği yüksek vergilerle Çin’e karşı korumacı bir duvar örmeyi hedeflerken, bu hamle ABD’nin küresel ticarette kendisini çevreleyen yeni bir dünya düzeniyle yüzleşmesine neden oldu. Xinyi Wu imzalı geniş kapsamlı bir analizde, bu politikaların teknolojiden yumuşak güce kadar uzanan baskı noktaları ve olasılıkları ele alınıyor.
Tarife Duvarlarının Arkasındaki Stratejik Hesap
Trump yönetimi, Çin’in haksız ticaret uygulamalarına son vermek ve ABD imalatını yeniden canlandırmak amacıyla 2 Nisan 2025’te, “Kurtuluş Günü” olarak ilan ettiği günde, 100’den fazla ülkeden yapılan ithalata yeni gümrük vergileri getirdi. Bu kapsamda Çin menşeli ürünlere uygulanan vergiler %145’e, diğer bazı ülkelerden yapılan ithalata ise %10 ila %50 arasında değişen oranlarda zam yapıldı. Beyaz Saray, bu adımın ABD’li işçileri koruyacağını ve Çin’i ticaret müzakerelerine zorlayacağını savunuyor.
Ancak ticaret savaşının yarattığı kırılganlık, ABD merkezli tedarik zincirlerinde önemli aksamalara yol açtı. Apple ve Tesla gibi büyük teknoloji şirketleri, ithal parçalara bağımlılıkları nedeniyle maliyet artışlarından etkilendi. Özellikle Çin’de üretilen nadir toprak elementleri ve elektronik bileşenlere erişim zorlaştı. Uzmanlar, bu politikaların kısa vadede ABD’li tüketicilere enflasyon olarak yansıyacağını, uzun vadede ise Çin’i kendi teknolojik ekosistemini oluşturmaya iterek ABD’nin küresel hegemonyasını zayıflatabileceğini belirtiyor.
Küresel Ticaretin Yeni Rotası: Çin Alternatif Arayışında
Çin, ABD’nin tarife saldırılarına karşı anında misilleme yaparak, Amerikan tarım ürünleri ve otomobillerine ek vergiler getirdi. Bununla da kalmayan Pekin yönetimi, Güneydoğu Asya, Orta Doğu ve Afrika ülkeleriyle yeni ticaret anlaşmaları imzalayarak ABD’ye olan bağımlılığını azaltmaya çalışıyor. Kuşak ve Yol Girişimi’ni hızlandıran Çin, bu krizden yararlanarak Asya merkezli bir ticaret ağı oluşturmayı hedefliyor.
Analistler, ABD’nin izolasyonist yaklaşımının, Çin’in yanı sıra Avrupa Birliği, Japonya ve Güney Kore’den de tepki çektiğini vurguluyor. Bu ülkeler, Dünya Ticaret Örgütü nezdinde ABD’ye karşı dava açma hazırlığında. Öte yandan Trump yönetimi, müttefiklerini de hedef alan tarifelerin NATO ve QUAD gibi ittifaklarda gerilim yarattığının farkında. Beyaz Saray yetkilileri, “ticaret savaşı” kavramını reddederek “hakkaniyet temelli bir düzen” kurmayı amaçladıklarını söylese de, bu stratejinin ABD’yi küresel ticarette yalnızlaştırdığına dair endişeler giderek büyüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD-Çin ticaret savaşının Türkiye’ye yansıması, özellikle dış ticaret ve enerji politikaları açısından değerlendirilmelidir. Türkiye, Çin’den ithal ettiği ara malı ve hammadde fiyatlarının artmasıyla enflasyonist baskıyla karşılaşabilir. Ancak kriz aynı zamanda Türkiye için bir fırsat da yaratıyor: ABD ve Çin arasında rekabetin arttığı bu dönemde, Türkiye her iki ülkeyle de dengeli ilişkiler kurarak Orta Koridor projesiyle enerji ve lojistik merkezi haline gelebilir. Özellikle Kuşak ve Yol Girişimi’ne entegrasyon, Çin’e alternatif pazarlar sunarken, ABD ile diplomatik temasta koz olarak kullanılabilir.