Donald Trump'ın mali düzenlemeleri gevşetme yönündeki kapsamlı girişimi, küresel finans sistemini yeniden 2008 benzeri bir krize sürükleyebilir. Eski ABD Mevduat Sigorta Fonu (FDIC) Başkanı Martin Gruenberg'in uyarısına göre, bu kez kurumlar hasarı sınırlayacak donanımdan yoksun olacak. Trump yönetiminin finansal piyasaları serbestleştirme çabaları, bankacılık sektörü başta olmak üzere denetim mekanizmalarının zayıflatılmasını öngörüyor. Uzmanlar, bu politikanın kısa vadeli büyümeyi teşvik etse de uzun vadede sistemik riskleri artırdığını belirtiyor.
Gelişmenin Arka Planı: Deregülasyon Dalgası
Trump yönetimi, göreve gelmesinden bu yana finans sektörüne yönelik düzenlemeleri azaltma sözü vermişti. 2017'de kabul edilen Vergi Kesintileri ve İstihdam Yasası'nın ardından, 2018'de Dodd-Frank Yasası'nın küçük ve orta ölçekli bankalar üzerindeki yükünü hafifleten bir yasayı imzalamıştı. Bu adım, 2008 mali krizinin ardından getirilen sıkı denetimlerin ilk ciddi aşınması olarak değerlendirilmişti. Gruenberg, başkanlık döneminde (2023-2024) FDIC'nin bağımsızlığını korumaya çalıştığını, ancak Trump'ın son dönemdeki kararnameleriyle bu bağımsızlığın daha da aşındığını ifade ediyor.
Gruenberg'in The Guardian'da yayınlanan makalesine göre, Trump yönetimi bankalara yönelik stres testlerini gevşetmeyi, likidite gereksinimlerini düşürmeyi ve büyük bankaların iflas durumunda kurtarılmasını kolaylaştıran düzenlemeleri geri çekmeyi planlıyor. Ayrıca, Tüketici Finansal Koruma Bürosu'nun (CFPB) yetkilerinin kısıtlanması ve bankaların riskli yatırım araçlarına girmesine izin verilmesi gündemde. Bu adımlar, finansal sistemin kırılganlığını artırabilir.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Sistematik Riskler Artıyor
ABD'deki finansal düzenlemelerin gevşetilmesi, yalnızca Amerikan ekonomisini değil, küresel finansal istikrarı da tehdit ediyor. Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Finansal İstikrar Kurulu (FSB), defalarca sıkı düzenlemelerin kalıcı olması gerektiği konusunda uyarılarda bulundu. 2008 krizinden çıkarılan derslerin unutulması, gelişmekte olan ülkelerde sermaye çıkışlarına, para birimlerinde değer kaybına ve borç krizlerine yol açabilir. Özellikle yükselen piyasalar, ABD faiz oranlarındaki dalgalanmalara karşı hassas; bu tür bir kriz, Türkiye gibi gelişen ekonomileri doğrudan etkileyebilir.
Avrupa Birliği ve diğer ülkeler, kendi finansal düzenlemelerini sıkılaştırırken, ABD'nin bu alandaki geri adımı küresel standartların zayıflamasına neden olabilir. Bu durum, uluslararası bankaların arbitraj fırsatları aramasına ve riskli işlemleri ABD üzerinden yürütmesine yol açabilir. Ayrıca, Trump'ın ticaret politikalarıyla birleştiğinde, küresel ekonomik belirsizlik artıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, 2008 krizinden sonra güçlü bir bankacılık düzenleme çerçevesi oluşturarak olumlu bir sınav vermişti. Ancak ABD'nin kuralsızlaştırma adımları, küresel sermaye akımlarını etkileyerek Türkiye'nin finansal piyasalarında dalgalanmalara yol açabilir. Kriz durumunda, yabancı yatırımcıların Türkiye'den çıkışı hızlanabilir ve TL üzerinde baskı oluşabilir. Bu nedenle Türkiye, kendi düzenleyici çerçevesini korumalı ve makro ihtiyati politikaları güçlendirmelidir. Ayrıca, Türk bankalarının yurtdışı iştirakleri ve döviz pozisyonları göz önünde bulundurulduğunda, olası bir küresel krize karşı hazırlıklı olunması önem taşıyor.