ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin, sınır dışı ettiği göçmenleri Afrika'daki bazı ülkelere göndermek üzere gizli anlaşmalar yaptığı ortaya çıktı. Forbidden Stories'in koordinasyonunda 26 medya kuruluşunun oluşturduğu konsorsiyum kapsamında FRANCE 24 ve RFI, yedi ay süren kapsamlı bir soruşturma yürüttü. Araştırma, Trump yönetiminin 'üçüncü ülkeler' olarak adlandırılan bazı Afrika ülkeleriyle, belgesiz göçmenleri kabul etmeleri karşılığında yapılan pazarlıkları gün yüzüne çıkardı. Bu anlaşmalar, ABD'nin göçmen politikasının uluslararası hukuk ve insan hakları açısından taşıdığı riskleri bir kez daha gündeme getirdi.
Gizli Anlaşmaların Perde Arkası
FRANCE 24 ve RFI'nin de aralarında bulunduğu 26 medya kuruluşu, Trump yönetiminin sınır dışı politikalarını mercek altına aldı. Soruşturma, ABD'nin belgesiz göçmenleri doğrudan kendi ülkelerine göndermek yerine, 'üçüncü ülke' statüsündeki Afrika ülkelerine yönlendirdiğini gösteriyor. Bu ülkelerin, ABD ile yapılan gizli mutabakatlar çerçevesinde, göçmenleri geçici veya kalıcı olarak barındırmayı kabul ettiği belirtiliyor.
Forbidden Stories tarafından yürütülen ve yedi ay süren araştırma, anlaşmaların nasıl yapıldığı, hangi ülkelerin dahil olduğu ve göçmenlerin akıbeti konusunda bugüne kadar kamuoyuna yansımayan ayrıntıları ortaya koyuyor. Konsorsiyum, farklı ülkelerden gazetecilerin ortak çalışmasıyla, anlaşmaların gizliliğini korumak için kullanılan yöntemleri ve bu süreçte yaşanan hak ihlallerini belgeledi.
Trump yönetiminin göçmen politikası, göreve geldiği ilk günden bu yana tartışmaların odağında. Sınır güvenliğini artırma ve yasadışı göçü engelleme vaadiyle yola çıkan yönetim, sınır dışı işlemlerini hızlandırdı. Ancak bu politikaların, uluslararası mülteci hukuku ve insan hakları sözleşmeleriyle çeliştiği yönünde eleştiriler giderek artıyor. Özellikle, göçmenlerin iade edilecekleri ülkelerde zulüm görme riski taşımaları durumunda, 'geri gönderme yasağı' (non-refoulement) ilkesinin ihlal edildiği vurgulanıyor.
Bölgesel ve Küresel Yansımalar
Afrika ülkeleriyle yapılan bu tür anlaşmalar, sadece ABD'nin değil, aynı zamanda Avrupa Birliği'nin de göçmen politikalarını etkiliyor. AB, son yıllarda benzer şekilde, göçmenleri kendi topraklarına kabul etmeyen ülkelere geri gönderme veya bu ülkelerde tutma yönünde adımlar atmıştı. Trump yönetiminin Afrika hamlesi, küresel göç rejiminde 'üçüncü ülke' uygulamalarının yaygınlaşabileceği sinyalini veriyor.
Uluslararası insan hakları örgütleri, bu tür gizli anlaşmaların şeffaflıktan yoksun olduğunu ve denetim mekanizmalarını devre dışı bıraktığını belirtiyor. Göçmenlerin, kendilerini kabul eden ülkelerde kötü muameleye maruz kalabileceği, geri gönderilme korkusuyla yaşadığı veya vatansız kalabileceği uyarısı yapılıyor. Forbidden Stories konsorsiyumunun raporu, bu endişeleri somut örneklerle destekliyor.
Soruşturmanın ortaya koyduğu bir diğer önemli nokta, anlaşmaların mali boyutu. Afrika ülkelerinin, göçmenleri kabul etmek karşılığında ABD'den ekonomik yardım, vize kolaylığı veya siyasi destek gibi tavizler aldığı iddia ediliyor. Bu durum, göçmen politikasının insani boyutunun yanı sıra, bir dış politika ve ekonomik baskı aracı olarak da kullanıldığını gösteriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Trump yönetiminin Afrika ülkeleriyle yaptığı gizli göçmen anlaşmaları, Türkiye'nin göç ve mülteci politikaları açısından önemli çıkarımlar sunuyor. Türkiye, coğrafi konumu nedeniyle düzensiz göçün ana güzergahlarından biri üzerinde bulunuyor ve son yıllarda AB ile benzer 'geri kabul' anlaşmaları yapmıştı. ABD'nin 'üçüncü ülke' modeli, Türkiye'nin de dahil olduğu bölgesel göç yönetimi tartışmalarında yeni bir boyut açabilir. Eğer bu tür uygulamalar yaygınlaşırsa, Türkiye hem transit hem de hedef ülke olarak daha fazla baskıyla karşılaşabilir. Ayrıca, göçmenlerin hukuki güvencelerinin zayıflaması, Türkiye'nin insan hakları alanındaki uluslararası itibarını da etkileyebilir.