Donald Trump yönetimi, Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne (UCM) yönelik baskıyı yeniden artırdı. Beyaz Saray, mahkemenin ABD vatandaşları üzerinde yargı yetkisi kurmaya yönelik herhangi bir girişimini reddedeceğini açıkladı. Bu açıklama, UCM yargıçlarının Trump’ın daha önce uyguladığı yaptırımlara karşı hukuki süreç başlatmasından yalnızca günler sonra geldi. UCM yargıçları, mahkeme personeline ve ailelerine yönelik vize kısıtlamaları ile mal varlığı dondurma kararlarının uluslararası hukuku ihlal ettiği gerekçesiyle ABD’ye dava açmıştı. Trump yönetiminin bu yeni hamlesi, Washington ile Lahey merkezli mahkeme arasındaki gerilimi yeniden tırmandırdı.
UCM ile ABD arasındaki tarihsel gerilim
ABD, UCM’nin kuruluşundan bu yana mahkemeye mesafeli duruyor. Washington, Roma Statüsü’nü imzalamamış olmasına rağmen, mahkemenin ABD vatandaşlarını yargılama yetkisi olduğunu kabul etmiyor. 1998’de imzalanan ancak ABD tarafından onaylanmayan Roma Statüsü, UCM’nin temel belgesi olarak kabul ediliyor. Trump döneminde bu gerilim daha da arttı; 2020 yılında dönemin Başsavcısı William Barr, UCM’nin Afganistan’da savaş suçu işlediği iddia edilen ABD askerlerini soruşturmaya başlaması üzerine mahkeme yetkililerine yaptırım uygulamıştı.
Biden yönetimi bu yaptırımları 2021’de kaldırmıştı ancak Trump, yeniden başkanlık koltuğuna oturmasının ardından mahkeme üzerindeki baskıyı artırdı. Yeni açıklama, Trump’ın başkanlık yetkilerini kullanarak UCM’ye karşı daha sert önlemler alabileceğinin sinyalini veriyor. Beyaz Saray Sözcüsü, “ABD vatandaşları, mahkemenin yetkisiz müdahalesine maruz kalmamalıdır. Ulusal çıkarlarımızı korumak için her türlü tedbiri almaya kararlıyız” dedi. Bu açıklama, özellikle İsrail-Filistin çatışması bağlamında UCM’nin İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu hakkında tutuklama emri çıkarması sonrasında geldi. Washington, Netanyahu hakkındaki kararı ‘skandal’ olarak nitelendirmiş ve mahkemenin meşruiyetini sorgulamıştı.
Küresel boyut ve uluslararası hukuk tartışmaları
Bu gelişme, uluslararası hukukun üstünlüğü ve egemenlik tartışmalarını yeniden alevlendirdi. UCM, 123 ülkenin taraf olduğu bir mahkeme olarak, savaş suçları, insanlığa karşı suçlar ve soykırım gibi ağır suçları yargılamakla görevli. Ancak ABD, Çin ve Rusya gibi büyük güçler mahkemeye taraf değil. Bu durum, UCM’nin uluslararası alandaki etkinliğini sınırlıyor. Trump yönetiminin yeni baskısı, özellikle Avrupa Birliği’nde tepkiyle karşılandı. AB Dış İlişkiler Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, “UCM’ye yönelik her türlü tehdit kabul edilemez. Uluslararası hukukun bağımsızlığını korumalıyız” açıklamasında bulundu.
UCM Başsavcısı Kerim Han, mahkemenin bağımsızlığına vurgu yaparak, “Siyasi baskılara boyun eğmeyeceğiz. Adaleti sağlama kararlılığımız sarsılmaz” dedi. Analistler, ABD’nin bu hamlesinin Ukrayna’daki savaşla ilgili olarak Rusya’ya karşı yürütülen soruşturmaları da etkileyebileceği görüşünde. UCM, Ukrayna’daki savaş suçlarıyla ilgili olarak Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin hakkında tutuklama emri çıkarmıştı. Washington, Moskova’yı desteklemese de, mahkemenin yetkilerini sınırlama çabası uluslararası toplumda endişe yaratıyor.
UCM yargıçlarının açtığı dava, mahkeme tarihinde bir ilk. Mahkeme yetkilileri, ABD yaptırımlarının kurumun faaliyetlerini felç ettiğini ve uluslararası adaletin işleyişini engellediğini savunuyor. Dava süreci, ABD federal mahkemelerinde görülecek ancak hukuki süreç yıllar alabilir. Trump yönetimi ise mahkemenin kararlarını tanımadığını yineleyerek, “UCM’nin bize dava açma yetkisi yok. Bu mahkeme siyasi bir araç haline gelmiştir” ifadelerini kullandı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD’nin UCM’ye yönelik baskısı, Türkiye’nin de taraf olduğu uluslararası hukuk düzeni açısından kritik bir sınav. Türkiye, 2016’da Erdoğan’a karşı yapılan başarısız darbe girişiminin ardından UCM’ye yönelik eleştirilerini artırmıştı. Ankara, mahkemenin darbe girişiminin arkasındaki Fethullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ile ilgili eylemleri yargılamasını talep etmiş ancak UCM’nin yetki alanı dışında kalan bu konuda adım atılmamıştı. Türkiye’nin mahkemenin İsrail-Filistin çatışmasına yönelik tutumu da dikkat çekiyor; Ankara, Netanyahu hakkındaki tutuklama emrini desteklerken, ABD’nin mahkemeyi itibarsızlaştırma girişimleri uluslararası adaletin siyasileşmesi riskini artırıyor. Türkiye’nin Roma Statüsü’ne taraf olmasına rağmen ABD baskısından doğrudan etkilenmemesi, bölgesel dengelerde Ankara’nın manevra alanını koruyor. Ancak uluslararası hukuk kurumlarının zayıflaması, küresel güç mücadelelerinde Türkiye gibi ülkelerin çıkarlarını dolaylı olarak etkileyebilir.