Washington — Trump yönetimi, 2025 yılında uygulamaya koyduğu ve halihazırda 25 binden fazla göçmenin 29 farklı ülkeye sınır dışı edilmesini sağlayan üçüncü ülke sınır dışı programının devamı için ABD Yüksek Mahkemesi'ne başvurdu. Yönetim, alt mahkemelerin programı durdurma yönündeki kararlarını aşmak amacıyla yüksek mahkemeden acil müdahale talep ediyor. Bu adım, göçmen politikasında yargı ile yürütme arasındaki gerilimi daha da tırmandırıyor.
Programın Hukuki ve Siyasi Arka Planı
Üçüncü ülke sınır dışı uygulaması, sığınmacıların veya düzensiz göçmenlerin vatandaşı olmadıkları bir üçüncü ülkeye gönderilmesini öngörüyor. Trump yönetimi, bu yöntemi sınır güvenliğini artırmak ve göçmen akışını caydırmak için etkili bir araç olarak görüyor. Ancak insan hakları örgütleri, uygulamanın uluslararası hukuka ve ABD'nin mülteci koruma yükümlülüklerine aykırı olduğunu savunuyor. Federal mahkemeler, programın yasal dayanağının belirsiz olduğu gerekçesiyle birkaç kez yürütmeyi durdurma kararı aldı. Yönetim ise bu kararların başkanın dış politika ve göçmenlik yetkilerine müdahale anlamına geldiğini öne sürüyor.
2025 başından bu yana süren uygulama kapsamında 25 binden fazla kişi Meksika, Guatemala, Honduras gibi Latin Amerika ülkelerinin yanı sıra Afrika ve Asya'daki bazı ülkelere gönderildi. Söz konusu 29 ülke arasında, insan hakları ihlalleriyle gündemde olan ülkelerin de bulunması eleştirilere yol açıyor. Yönetim, bu ülkelerle yapılan ikili anlaşmalar çerçevesinde sınır dışı işlemlerinin gerçekleştirildiğini ve geri gönderilen kişilerin güvenliğinin temin edildiğini iddia ediyor.
Yargı Süreci ve Olası Sonuçlar
Yüksek Mahkeme'nin başvuruyu nasıl karşılayacağı belirsiz. Mahkeme, son yıllarda yönetimin göçmenlik politikalarına ilişkin birçok davada hükümet lehine kararlar verdi. Eğer Yüksek Mahkeme yönetimin talebini kabul ederse, alt mahkemelerin programı durdurma kararları askıya alınacak ve sınır dışı işlemleri hız kesmeden devam edebilecek. Aksi halde program tamamen durabilir ve yönetim alternatif yollar aramak zorunda kalabilir. Karar, ABD'nin göçmen politikasının geleceği açısından kritik bir dönüm noktası olacak.
Uluslararası hukuk uzmanları, üçüncü ülke sınır dışı uygulamalarının 1951 Cenevre Sözleşmesi ve diğer insan hakları belgeleriyle çelişebileceğine dikkat çekiyor. Özellikle, gönderilen kişilerin işkence veya zulüm riski taşıyan ülkelere gönderilmesi durumunda ABD'nin "geri göndermeme" (non-refoulement) ilkesini ihlal etmiş olabileceği belirtiliyor. Yönetim, bu iddiaları reddederek her vakanın ayrı ayrı değerlendirildiğini ve güvenli olmayan ülkelere gönderim yapılmadığını savunuyor.
Bölgesel ve Küresel Yansımalar
ABD'nin göçmen politikasındaki bu sertleşme, küresel göç yönetimi üzerinde de etkili oluyor. Latin Amerika ülkeleri, kendi topraklarına gönderilen göçmenler için ek kaynak ayırmak zorunda kalıyor. Bazı ülkeler, ABD ile yapılan anlaşmaları insan hakları standartlarına uygunluk açısından sorguluyor. Avrupa Birliği ve insan hakları kuruluşları, uygulamayı yakından takip ederek olası ihlallerde yaptırım tehdidinde bulunuyor. Öte yandan, benzer politikaları benimsemeyi düşünen diğer ülkeler için ABD'nin bu adımı bir emsal oluşturabilir.
Trump yönetiminin Yüksek Mahkeme'ye başvurusu, göçmenlik konusunun 2026 ara seçimleri öncesinde siyasi gündemin merkezinde kalacağını gösteriyor. Yönetim, seçmen tabanına sınır güvenliği konusunda somut adımlar attığını göstermeye çalışırken, muhalefet ve sivil toplum örgütleri uygulamanın insani boyutuna dikkat çekiyor. Kamuoyu yoklamaları, Amerikan halkının göçmenlik konusunda derin bir bölünme yaşadığını ortaya koyuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'nin üçüncü ülke sınır dışı politikası, Türkiye'yi doğrudan etkilemese de küresel göç rejimindeki değişimi yansıtması bakımından önem taşıyor. Türkiye, halihazırda 4 milyondan fazla Suriyeli mülteciye ev sahipliği yaparak dünyanın en büyük mülteci nüfusuna sahip ülkelerinden biri. ABD'nin bu tür yöntemlere başvurması, Türkiye'nin göç yönetimi politikalarını ve uluslararası mülteci koruma sistemine yönelik baskıları yeniden gündeme getirebilir. Ayrıca, ABD ile Türkiye arasında göçmen iadesi konusunda olası iş birlikleri veya anlaşmazlıklar, ikili ilişkilerde yeni bir başlık olarak öne çıkabilir. Türkiye, insan hakları standartlarına uygun göç politikaları geliştirme konusunda uluslararası baskıyla karşılaşabilir.