ABD Başkanı Donald Trump yönetimi, protesto hareketlerine karşı sert bir adım atarak, İngiltere merkezli Filistin Dayanışma Ağı'nı (Palestine Action) terör örgütü listesine dahil etti. Bu karar, geçtiğimiz hafta açıklandı ve üç Avrupa merkezli örgütün daha terör listesine alınmasıyla birlikte, özellikle Batı'da ifade özgürlüğü ve sivil itaatsizlik eylemleri üzerinde soğuk bir etki yarattı. Uzmanlar, bu durumun yalnızca Filistin yanlısı grupları değil, tüm muhalif hareketleri hedef alabilecek tehlikeli bir emsal oluşturduğunu belirtiyor.
Gelişmenin arka planı
Trump yönetiminin son dönemde yaptığı açıklamalar ve yasal düzenlemeler, protesto eylemlerinin terörizmle eş tutulduğu yönünde güçlü sinyaller veriyor. Söz konusu liste, geçtiğimiz Cuma günü Dışişleri Bakanlığı tarafından güncellendi. Palestine Action'a ek olarak, İrlanda'daki ve diğer Avrupa ülkelerindeki bazı dayanışma ağları da bu kapsama alındı. Bakanlık, bu örgütlerin İsrail'e yönelik "şiddet eylemleri" düzenlediğini iddia etse de, örgütün kendisi savunmacı ve sivil itaatsizlik çerçevesinde eylemler yaptığını açıkladı.
2020 yılında kurulan Palestine Action, özellikle İngiltere'deki savunma şirketlerine ve İsrail'e silah satan kuruluşlara karşı doğrudan eylemler gerçekleştirmişti. Örgüt, 2022'de Tel Aviv merkezli silah firması Elbit Systems'in İngiltere'deki birçok fabrikasını kapatmayı başardığını duyurmuştu. Bu tür eylemler genellikle mülke zarar verme ve işgal şeklinde gerçekleşiyor ve örgüt tarafından şiddet içermeyen direniş olarak tanımlanıyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Trump yönetiminin bu kararı, Avrupa'da ve Orta Doğu'da geniş yankı uyandırdı. İngiltere'de sivil toplum örgütleri, bu tür bir terör listesinin protesto hakkını kriminalize ettiğini ve ifade özgürlüğüne yönelik ciddi bir tehdit olduğunu savunuyor. Öte yandan, İsrail hükümeti bu adımı memnuniyetle karşılarken, Filistinli gruplar ve insan hakları örgütleri kararı kınadı. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Ofisi, terör listelerinin ancak gerçek şiddet eylemleriyle sınırlı olması gerektiğini hatırlatarak, meşru protestoların terörle bir tutulmasının uluslararası hukuka aykırı olduğunu açıkladı.
Bu gelişme, özellikle Orta Doğu'daki barış süreci ve Filistin-İsrail meselesinde tansiyonu daha da artırdı. Uzmanlar, Trump'ın bu adımla İsrail'e olan koşulsuz desteğini bir kez daha gösterdiğini ifade ediyor. Ayrıca, bu kararın küresel düzeyde protesto hareketlerine karşı yürütülen baskıcı politikaların bir parçası olarak görüldüğüne dikkat çekiliyor. Özellikle Avrupa'da yükselen sağ popülizm ile ABD'deki muhafazakar hükümetlerin, toplumsal muhalefeti susturmak için terör listelerini araçsallaştırdığı eleştirileri yapılıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişmenin Türkiye'yi doğrudan etkilemesi beklenmese de, uluslararası düzeyde oluşturabileceği emsal ve küresel güvenlik politikaları açısından önemli. Türkiye, benzer şekilde PKK ve DHKP-C gibi örgütleri terör listesine alırken, meşru protesto ve ifade özgürlüğü ile terör arasında ayrım gözetilmesi gerektiğini savunuyor. Bu karar, özellikle Avrupa Birliği ve ABD ile ilişkilerinde Türkiye'nin "terörle mücadele" konusundaki hassasiyetini ön plana çıkarabilir. Ayrıca, İsrail-Filistin meselesinde Türkiye'nin Filistin halkının yanında yer aldığı düşünüldüğünde, bu tür adımlar Ankara'nın tepkisine yol açabilir. Ancak kısa vadede Ankara'nın bu konuya dair somut bir girişimde bulunması beklenmez.