Trump yönetimi, ABD'de nesli tehlikedeki türlerin korunmasının temelini oluşturan yasayı içten boşaltmaya yönelik kritik bir adım attı. İç yazışma niteliğindeki bir muhtıra, federal yasayı yeniden yorumlayarak yalnızca hayvanların kasıtlı olarak öldürülmesini yasa dışı hale getiriyor; madencilik, altyapı veya sanayi faaliyetlerinin yol açtığı dolaylı zararlar ise yasal sorumluluk kapsamı dışında kalıyor. Bu değişiklik, 1973 tarihli Nesli Tehlikedeki Türler Yasası'nın (Endangered Species Act) elli yılı aşkın uygulamasını hedef alıyor.
Yasanın arka planı ve muhtıranın içeriği
1973'te yürürlüğe giren Nesli Tehlikedeki Türler Yasası, ABD'nin en geniş kapsamlı çevre mevzuatlarından biri olarak kabul ediliyor. Yasa, yalnızca doğrudan avlanma veya öldürmeyi değil, aynı zamanda kritik yaşam alanlarının tahribini ve türlerin üreme, beslenme ve göç döngülerini bozan faaliyetleri de yasaklıyor. Federal kurumlar, yasa kapsamındaki türlere zarar verebilecek projeler için özel izin almak ve hafifletici önlemler uygulamak zorundaydı. Söz konusu iç muhtıra, yasanın "zarar" (harm) tanımını daraltarak, yalnızca kasıtlı öldürmeyi suç kapsamına alıyor; bir yol inşaatı, madencilik patlaması veya kimyasal sızıntı sonucu türlerin zarar görmesi durumunda ise sorumluluk doğmuyor. Bu yorum, yasanın uygulanmasında eyaletler ve federal kurumlar arasında uzun süredir devam eden hukuki tartışmaları da derinleştiriyor. Muhtıranın, İçişleri Bakanlığı bünyesindeki Balık ve Yaban Hayatı Servisi ile diğer federal kurumlara gönderildiği ve yeni projelerdeki çevresel değerlendirme süreçlerini doğrudan etkileyeceği belirtiliyor.
Uzmanlar, bu adımın yalnızca belirli türleri değil, ekosistemlerin bütününü tehdit ettiğini vurguluyor. Nesli tehlikedeki türlerin korunmasında dolaylı zararın hesaba katılması, yasanın caydırıcılığını sağlayan en önemli unsurlardan biriydi. Yeni yorumla birlikte şirketlerin altyapı, enerji ve madencilik projelerinde koruma önlemi alma zorunluluğu fiilen ortadan kalkabilir. Çevre örgütleri, muhtıranın yargı yoluna taşınacağını ve mahkemelerin yasanın lafzına ve kongre kayıtlarına bakarak bu yorumu reddedebileceğini belirtiyor.
Bölgesel ve küresel boyut
ABD'nin çevre politikalarındaki bu tür değişiklikler, yalnızca ülke içi ekosistemleri değil, küresel biyolojik çeşitlilik hedeflerini de etkiliyor. ABD, Kunming-Montreal Küresel Biyolojik Çeşitlilik Çerçevesi kapsamında 2030'a kadar karasal ve deniz alanlarının yüzde 30'unu koruma taahhüdü vermişti. Nesli Tehlikedeki Türler Yasası'nın zayıflatılması, bu taahhütlerle açıkça çelişiyor. Öte yandan, federal yasaların eyaletler düzeyinde farklı uygulanması, özellikle göçmen kuşlar ve deniz memelileri gibi sınır aşan türler için koruma boşlukları yaratabilir. Kanada ve Meksika ile yürütülen ortak koruma programları da bu değişiklikten olumsuz etkilenebilir. Avrupa Birliği'nin Habitat Direktifi'ne benzer kapsamlı koruma mekanizmalarına sahip olduğu düşünülürse, ABD'nin geri adımı transatlantik çevre diplomasisinde yeni bir gerilim başlığı oluşturabilir.
Uluslararası yatırımcılar açısından ise belirsizlik artıyor. ABD'de faaliyet gösteren enerji ve madencilik şirketleri, daha önce çevresel izin süreçlerine uyum sağlamak için milyarlarca dolar harcamıştı. Yeni yorumun hukuki itirazlarla karşılaşması halinde, bu şirketlerin yatırım kararları ve proje takvimleri yeniden sorgulanabilir. Kongre'deki Demokratlar ve bazı Cumhuriyetçi çevreler, yasanın idari yorumla değiştirilmesinin yasama yetkisini gasp etmek anlamına geldiğini savunuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'nin nesli tehlikedeki türlerin korunmasını zayıflatması, Türkiye'yi doğrudan bağlayan bir düzenleme olmasa da küresel çevre yönetişimi açısından önemli bir emsal oluşturuyor. Türkiye, Akdeniz ve Karadeniz ekosistemlerinde nesli tehlikedeki türlerin korunması için uluslararası sözleşmelere taraf; ABD'nin geri adımı, bu rejimin zayıflaması yönünde baskı yaratabilir. Ayrıca Türkiye'nin ABD ile yürüttüğü enerji ve altyapı projelerinde çevresel standartlar konusunda farklı beklentiler doğabilir. Küresel biyolojik çeşitlilik finansmanında ABD katkısının azalması, Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerin koruma projelerini de dolaylı olarak etkileyebilir.