Donald Trump'ın ikinci başkanlık döneminde, kadınların federal yönetimdeki temsili hızla azalırken, kadın gazetecilere yönelik saldırılar sistematik bir hal aldı. Beyaz Saray yakınlarındaki basın toplantılarında kadın muhabirlerin soruları sık sık kesilirken, bazıları doğrudan tehdit ve hakaretlere maruz kalıyor. Bu durum, ABD'de cinsiyet eşitliği alanında on yıllardır süren kazanımların tersine döndüğünü gösteriyor.
Kadınların yönetimden dışlanması: Sistematik bir örüntü
Trump yönetiminde üst düzey pozisyonlara atanan kadınların sayısı, önceki yönetimlere kıyasla yüzde 40 oranında azaldı. Özellikle dışişleri, savunma ve ekonomi gibi kritik bakanlıklarda kadınların varlığı neredeyse yok denecek seviyeye indi. Beyaz Saray Sözcüsü Karoline Leavitt'in görevden alınması ve yerine bir erkeğin atanması, bu örüntünün en son örneği olarak dikkat çekiyor. Kadın örgütleri, bu durumun sadece bir tercih değil, bilinçli bir politika olduğunu vurguluyor.
Uzmanlara göre, Trump yönetiminin kadınları dışlaması, muhafazakâr tabanı memnun etme stratejisinin bir parçası. Özellikle 'aile değerleri' söylemi altında, kadınların çalışma hayatından ziyade evde kalması gerektiği yönünde bir anlayış yeniden canlandırılıyor. Bu durum, ABD'nin uluslararası alandaki imajına da zarar veriyor; zira ülke, uzun yıllar boyunca cinsiyet eşitliği konusunda diğer ülkelere örnek olarak gösteriliyordu.
Kadın gazetecilere yönelik saldırılar: Basın özgürlüğü tehlikede
Basın özgürlüğü kuruluşları, Trump yönetimi altında kadın gazetecilere yönelik tehdit, hakaret ve fiziksel saldırıların yüzde 300 arttığını bildiriyor. Özellikle Fox News ve bazı muhafazakâr medya kuruluşları, kadın gazetecileri hedef gösteren yayınlar yaparken, Beyaz Saray da bu söylemi dolaylı olarak destekliyor. CNN muhabiri Kaitlan Collins, Beyaz Saray basın toplantısında bir yetkilinin 'Seni burada görmek istemiyoruz' dediğini aktardı. New York Times muhabiri Maggie Haberman ise, sosyal medyada sürekli taciz edildiğini ve bu tacizlerin bazen fiziksel tehdide dönüştüğünü ifade etti.
Bu saldırılar, sadece kadın gazetecilerin işlerini yapmasını engellemekle kalmıyor, aynı zamanda tüm kadınların kamusal alanda var olma mücadelesini de zorlaştırıyor. Gazetecileri Koruma Komitesi (CPJ), ABD'de gazetecilere yönelik saldırıların son 10 yılın en yüksek seviyesine ulaştığını ve bu saldırılardan en çok kadınların etkilendiğini belirtiyor. Uluslararası Af Örgütü, ABD yönetimini basın özgürlüğünü korumaya ve kadın gazetecilere yönelik nefret söylemini durdurmaya çağırıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin ABD ile olan ilişkilerinde doğrudan bir etki yaratmasa da, küresel ölçekte kadın hakları ve basın özgürlüğü alanındaki gerilemeyi göstermesi açısından önemlidir. ABD'nin cinsiyet eşitliği konusunda geri adım atması, uluslararası platformlarda Türkiye'nin de içinde bulunduğu benzer eğilimleri meşrulaştırabilir. Öte yandan, Türkiye'de kadın gazetecilerin maruz kaldığı baskı ve sansür göz önüne alındığında, bu haber iki ülke arasında benzer sorunlara işaret etmektedir. Türk dış politikası, bu tür gerilemelerin küresel demokrasi ve insan hakları üzerindeki etkisini dikkate almalı ve uluslararası toplumda bu konularda tutarlı bir duruş sergilemelidir.