ABD'de Donald Trump yönetimi, 2023 yılında yayımlanan Beşinci Ulusal İklim Değerlendirmesi raporunda yer alan en kötü senaryoları değiştirmeye hazırlanıyor. Çevre Koruma Ajansı (EPA) tarafından yürütülen çalışmada, raporda kullanılan iklim modellerinin ve projeksiyonların yeniden gözden geçirilmesi önerildi. Bu hamle, iklim değişikliğiyle mücadelede federal düzeyde atılan adımların zayıflatılması yönünde yeni bir adım olarak değerlendiriliyor.
Raporun içeriği ve önemi
2023'te yayımlanan Ulusal İklim Değerlendirmesi (NCA5), ABD'nin iklim değişikliğinin etkilerine karşı kırılganlığını ve uyum kapasitesini ortaya koyan kapsamlı bir bilimsel çalışma olarak dikkat çekiyor. Raporda, sera gazı emisyonlarının artmaya devam etmesi durumunda ülkenin farklı bölgelerinde sıcaklıkların 4,4 ila 8,9 santigrat derece artabileceği gibi en kötü senaryolara da yer veriliyordu.
EPA tarafından yapılan öneri, bu tür 'en kötü senaryoların' rapordan çıkarılmasını veya yeniden çerçevelenmesini içeriyor. Böylece hükümetin iklim politikalarına yön veren bilimsel temelin zayıflatılması hedefleniyor. Çevre örgütleri, bu girişimi bilimsel gerçeklerin çarpıtılması ve kamuoyunun yanıltılması olarak nitelendirirken, Trump yönetimi ise raporun 'aşırı senaryolarının' ekonomik büyümeyi engellediğini savunuyor.
Konuya ilişkin açıklama yapan bir EPA sözcüsü, 'Bu raporun federal kurumlar tarafından kullanılan bölümlerinin güncellenmesi ve daha gerçekçi senaryolara dayandırılması gerektiğini düşünüyoruz' dedi. Ancak uzmanlar, bu tür bir müdahalenin bilimsel bütünlüğü zedeleyeceğini ve iklim değişikliğiyle mücadelede ABD'nin uluslararası taahhütlerinden geri adım attığı algısını güçlendireceğini belirtiyor.
Bölgesel ve küresel boyut
ABD'nin bu tutumu, küresel iklim diplomasisinde önemli bir dönüm noktası olarak görülüyor. Trump yönetimi, önceki döneminde Paris İklim Anlaşması'ndan çekilmiş, ancak Joe Biden yönetimi yeniden katılmıştı. Trump'ın yeniden başkan seçilmesiyle birlikte ABD'nin iklim politikalarında radikal bir değişim yaşanması bekleniyor. Bu bağlamda, federal iklim raporlarının bilimsel içeriğinin zayıflatılması, ABD'nin küresel ısınmayla mücadeledeki rolünü daha da erozyona uğratabilir.
Uzmanlar, bu hamlenin diğer ülkeler üzerinde de olumsuz etkiler yaratabileceğini, özellikle gelişmekte olan ülkelerin iklim finansmanı taleplerinin göz ardı edilmesine zemin hazırlayabileceğini ifade ediyor. Ayrıca, bu tür bilimsel manipülasyonlar, iklim değişikliğiyle ilgili kamuoyu algısını da etkileyerek acil eylem çağrılarının gücünü azaltabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'nin iklim raporlarına yönelik bu tutumu, Paris Anlaşması kapsamında yükümlülük üstlenen Türkiye'yi yakından ilgilendiriyor. Türkiye, iklim değişikliğine uyum ve sera gazı emisyonlarını azaltma hedefleri doğrultusunda ulusal katkı beyanını (NDC) güncelleme sürecini sürdürüyor. ABD'nin bilimsel verileri görmezden gelen yaklaşımı, küresel iklim finansmanının gelişmekte olan ülkelere aktarılması sürecini zayıflatabilir. Özellikle yeşil iklim fonu ve diğer finansal mekanizmaların ABD desteğinin azalması, Türkiye'nin temiz enerji yatırımlarını olumsuz etkileyebilir. Öte yandan, bu durum Türkiye'nin kendi iklim politikalarını bağımsız olarak güçlendirme ve bölgesel işbirliğini artırma fırsatı yaratabilir.