ABD Başkanı Donald Trump, 13 Ekim Salı günü yaptığı açıklamada, Yemen'in büyük bölümünü kontrol eden Husi militanlarının "çok kötü davrandığını" belirterek, ABD ile İran arasındaki savaşın sonuçlarının geniş Orta Doğu'ya yayıldığını ima etti. Trump'ın bu sözleri, Washington'ın Tahran'a yönelik baskısını artırdığı ve Yemen'deki çatışmanın bölgesel bir krize dönüşme riski taşıdığı bir dönemde geldi.
Gelişmenin Arka Planı
Yemen'de 2014'ten bu yana süren iç savaş, Husiler ile Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyonun desteklediği hükümet güçleri arasında devam ediyor. Husiler, başkent Sanaa ve ülkenin kuzeyindeki geniş bölgeleri kontrol ediyor. ABD, Husileri İran'ın bölgedeki vekil güçlerinden biri olarak görüyor ve sık sık İran'ın bu gruba silah ve finansal destek sağladığını iddia ediyor. Trump yönetimi, geçtiğimiz yıllarda Husilere yönelik yaptırımları artırmış ve Suudi Arabistan'a yönelik silah satışlarını sürdürmüştü.
Trump'ın açıklaması, ABD'nin İran ile yaşadığı gerilimin bir yansıması olarak değerlendiriliyor. Washington, İran'ın nükleer programını ve bölgesel faaliyetlerini sınırlamak için "maksimum baskı" politikası uyguluyor. Yemen, bu mücadelenin önemli cephelerinden biri haline gelmiş durumda. Husilerin Suudi Arabistan'a yönelik insansız hava aracı ve füze saldırıları, bölgedeki tansiyonu yükseltmiş, ABD de bu saldırılara karşı koalisyona istihbarat ve lojistik destek sağlamıştı.
Trump'ın "çok kötü davranıyor" ifadesi, somut bir askeri adımın habercisi olarak yorumlanmadı; ancak ABD'nin Husilere yönelik tutumunun sertleşebileceğine işaret ediyor. Beyaz Saray'dan henüz konuya ilişkin ayrıntılı bir açıklama gelmedi. Ancak son haftalarda ABD'nin Yemen'deki bazı hedeflere yönelik istihbarat paylaşımını artırdığı ve Suudi Arabistan'a yönelik silah sevkiyatını hızlandırdığı biliniyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Yemen krizi, yalnızca ülke içi bir çatışma olmaktan çıkmış, bölgesel güçlerin vekalet savaşına dönüşmüş durumda. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri, Husilerin İran'ın bölgedeki etkisini yaymasından endişe ediyor. Öte yandan İran, Husileri stratejik bir ortak olarak görüyor ve onlara siyasi destek veriyor. Bu durum, ABD'nin İran ile olan gerilimini doğrudan etkiliyor. Trump'ın açıklamaları, İran'a yönelik baskının bir parçası olarak Yemen cephesini canlı tutma çabası olarak okunabilir.
Uluslararası toplum, Yemen'deki insani krize dikkat çekiyor. Birleşmiş Milletler, ülkedeki iç savaşın milyonlarca insanı açlık ve hastalıkla karşı karşıya bıraktığını belirtiyor. ABD'nin Husilere yönelik olası bir askeri müdahalesi, zaten kırılgan olan insani durumu daha da kötüleştirebilir. Ayrıca, Kızıldeniz ve Bab el-Mendeb Boğazı'ndaki güvenlik riski, küresel ticaret yollarını tehdit ediyor. Husilerin deniz yollarına yönelik saldırıları, uluslararası nakliye şirketlerini endişelendiriyor.
Trump'ın açıklaması, ABD'nin Yemen politikasında bir değişiklik sinyali olarak da görülebilir. Ancak Kongre'de ve kamuoyunda, Suudi Arabistan'a verilen desteğin sorgulandığı bir dönemde, yeni bir askeri angajmanın tartışma yaratması muhtemel. İran ile nükleer anlaşma müzakereleri ise belirsizliğini koruyor. Yemen, bu müzakerelerde İran'ın elini güçlendiren bir koz olarak öne çıkabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Yemen'deki çatışmaya doğrudan taraf değil; ancak bölgedeki istikrarsızlık Türkiye'yi yakından ilgilendiriyor. Husilerin Suudi Arabistan'a yönelik saldırıları, Körfez'de güvenlik riskini artırarak enerji fiyatlarını ve ticaret yollarını etkileyebilir. Türkiye, Suudi Arabistan ile ilişkilerini normalleştirme sürecinde; Yemen'deki gerilimin tırmanması, bu süreci zorlaştırabilir. Ayrıca İran ile ABD arasındaki gerilimin Yemen üzerinden tırmanması, Türkiye'nin bölgesel denge politikasını sınar. Türk dış politikası, Yemen'de siyasi çözümü ve insani yardımların kesintisiz ulaştırılmasını savunuyor. Bu nedenle Ankara, olası bir askeri tırmanmadan kaçınılması ve diyalog kanallarının açık tutulması yönünde çağrılarını sürdürecektir.