ABD Başkanı Donald Trump, Seçim Günü'ne yaklaşırken her gün düzenlediği mitinglerle seçim yarışlarını 'çevirdiğini' ve partisinin anketleri aşmasına yardımcı olacağını iddia ediyor. Ancak Cumhuriyetçi seçmenler arasındaki memnuniyetsizlik ve artan endişeler, Trump'ın aslında kendi partisine zarar verdiğini gösteriyor. Independent gazetesinden Andrew Feinberg'in analizine göre, başkanın bu yoğun kampanya temposu, özellikle kendisine oy veren Cumhuriyetçilerin politikalarından ve giderek düzensizleşen davranışlarından uzaklaşmasıyla birleşince, beklenen etkiyi yaratmıyor.
Mitinglerin Ardındaki Gerçek: Cumhuriyetçi Seçmenin Soğuması
Trump, seçim kampanyasının son düzlüğünde her gün farklı bir eyalette miting düzenleyerek seçmenlere ulaşmaya çalışıyor. Bu strateji, başkanın kendi tabanını harekete geçirme ve salıncak eyaletlerde fark yaratma amacını taşıyor. Ancak son anketler ve saha raporları, Trump'ın bu çabalarının beklenen etkiyi göstermediğini ortaya koyuyor. Özellikle 2016 ve 2020'de kendisine oy veren ılımlı Cumhuriyetçiler, başkanın son dönemdeki politikalarından ve açıklamalarından rahatsız. Ekonomik politikalar, sağlık hizmetleri ve göçmenlik konularındaki tutum değişiklikleri, bu seçmen kitlesini uzaklaştırıyor.
Feinberg'in analizine göre, Trump'ın mitingleri kendi tabanını konsolide etse de, bağımsız seçmenler ve ılımlı Cumhuriyetçiler üzerinde ters etki yapıyor. Başkanın giderek daha öngörülemez hale gelen söylemleri ve davranışları, parti içinde bile huzursuzluğa yol açıyor. Bazı Cumhuriyetçi adaylar, Trump'ın kendileri için düzenlediği mitinglere katılmakta isteksiz davranıyor veya katılsalar bile mesafe koymaya çalışıyor. Bu durum, partinin genel seçim stratejisini de olumsuz etkiliyor.
Başkanın iddialarının aksine, anketler birçok kritik eyalette Cumhuriyetçi adayların geride olduğunu gösteriyor. Trump, bu anketleri 'sahte' olarak nitelendirse de, kampanya içi anketler bile endişe verici sinyaller veriyor. Özellikle Pensilvanya, Michigan, Wisconsin gibi Rust Belt eyaletlerinde ve Arizona, Georgia gibi güneybatı eyaletlerinde Cumhuriyetçi adaylar zorlanıyor. Trump'ın buralardaki mitingleri, yerel adaylardan çok kendisine odaklanmış durumda; bu da partinin genel performansını gölgeleyebiliyor.
Seçim Dinamikleri ve Parti İçi Baskılar
Trump'ın 'yarışları çevirme' iddiası, aslında kendi siyasi geleceğini koruma çabası olarak yorumlanıyor. Seçim sonuçları ne olursa olsun, başkanın etkisini sürdürme ve 2024 için zemin hazırlama amacı taşıdığı düşünülüyor. Ancak bu strateji, partinin genel seçim başarısını riske atıyor. Cumhuriyetçi Ulusal Komite (RNC) ve eyalet partileri, Trump'ın gündeminden bağımsız olarak kendi kampanyalarını yürütmeye çalışıyor. Bazı Cumhuriyetçi stratejistler, başkanın mitinglerinin seçmenleri motive etmek yerine kutuplaştırdığını ve bağımsızları kaçırdığını belirtiyor.
Öte yandan, Trump'ın seçim sonuçlarını sorgulama yönündeki açıklamaları, seçim güvenliği endişelerini artırıyor. Başkan, posta yoluyla oylamayı sürekli eleştiriyor ve sonuçları kabul etmeyeceğine dair sinyaller veriyor. Bu durum, seçim sonrası olası kaos ve hukuki mücadelelerin habercisi olarak görülüyor. Cumhuriyetçi seçmenler arasında bile, Trump'ın bu tutumunun demokratik sürece zarar verdiğini düşünenlerin sayısı azımsanmayacak kadar fazla.
Seçim kampanyasının son günlerinde, Trump'ın mitinglerine katılım oranları da düşüş gösteriyor. Bazı etkinliklerde beklenen kalabalık oluşmazken, başkanın konuşmalarındaki içerik de daha çok kişisel hesaplaşmalara ve komplo teorilerine kayıyor. Bu durum, kampanyanın mesajını bulanıklaştırıyor ve seçmenlerin gerçek sorunlara odaklanmasını engelliyor. Ekonomi, işsizlik, sağlık gibi temel konular arka planda kalırken, Trump'ın gündemi daha çok kendi siyasi intikamları ve seçim hilesi iddiaları etrafında şekilleniyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD seçimleri, Türkiye'nin dış politikası ve ekonomisi açısından kritik önem taşıyor. Trump yönetiminin son dönemdeki Türkiye karşıtı adımları (CAATSA yaptırımları, S-400 krizi, Ermeni soykırımı tasarısı) ve ekonomik baskılar, Ankara'nın Washington ile ilişkilerini zorlaştırdı. Seçim sonuçları ne olursa olsun, Türkiye'nin ABD ile dengeli bir ilişki kurma çabası sürecek. Ancak Trump'ın yeniden seçilmesi halinde mevcut gerilimlerin devam etmesi, Biden'ın kazanması halinde ise daha öngörülebilir ama yine de zorlu bir dönemin başlaması bekleniyor. Türkiye, her iki senaryoda da stratejik özerkliğini korumaya ve bölgesel müttefikliklerini çeşitlendirmeye odaklanacak.