ABD'nin eski Başkanı Donald Trump ile Çin Devlet Başkanı Xi Jinping, Washington'da düzenlenen görkemli bir karşılama töreniyle bir araya geldi. Ancak bu gösterişli buluşma, iki ülke arasındaki derin anlaşmazlıkları gidermeye yetmedi. Görüşmede ticaret, teknoloji ve bölgesel güvenlik konularında somut adımlar beklenirken, taraflar yalnızca diyaloğu sürdürme taahhüdüyle yetindi.
Zirvenin ana gündem maddeleri arasında ABD'nin Çin'e yönelik uyguladığı gümrük tarifeleri, yarı iletken ihracat kısıtlamaları ve Tayvan meselesi vardı. Trump, görüşme öncesinde yaptığı açıklamada "Çin ile adil bir ticaret anlaşması yapabiliriz" derken, Xi ise "işbirliği için kapımız açık, ancak egemenlik konularında taviz vermeyiz" mesajını verdi. İki lider, yaklaşık iki saat süren baş başa görüşmenin ardından ortak basın toplantısı düzenlemedi. Bu durum, beklenen somut sonuçların çıkmadığı yönünde yorumlandı.
Zirvenin Arka Planı: Ticaret Savaşları ve Teknoloji Rekabeti
Trump'ın 2018'de başlattığı ticaret savaşı, milyarlarca dolarlık ek gümrük vergisini beraberinde getirdi. Çin, karşılık olarak ABD ürünlerine tarife uyguladı. 2020'de imzalanan "Birinci Aşama" anlaşması ile tansiyon bir miktar düştü, ancak yapısal sorunlar çözülmedi. Özellikle fikri mülkiyet hakları, zorunlu teknoloji transferi ve devlet sübvansiyonları konusunda taraflar arasındaki uçurum devam ediyor.
Biden döneminde Çin'e yönelik baskılar artırıldı; özellikle yarı iletken ve yapay zeka çipleri ihracatına getirilen kısıtlamalar, Pekin'in teknolojik yükselişini yavaşlatmayı hedefliyordu. Trump, göreve gelirse bu politikaları daha da sertleştireceğini, hatta Çin mallarına %60'a varan ek vergi getirebileceğini söylemişti. Bu tehdit, zirvenin ana motivasyonlarından biriydi.
Xi Jinping ise Çin ekonomisindeki yavaşlama ve genç işsizliğindeki artışla boğuşuyor. Dış yatırımı çekmek ve ihracat pazarlarını korumak için ABD ile ilişkileri istikrara kavuşturmak istiyor. Ancak Tayvan, Hong Kong ve Güney Çin Denizi gibi konularda geri adım atması beklenmiyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Kim Kazandı, Kim Kaybetti?
Zirvenin en önemli sonucu, tarafların birbirini dinlemeye devam etme iradesini göstermesi oldu. Fakat somut bir anlaşma olmaması, piyasalarda hayal kırıklığı yarattı. Asya borsaları zirvenin ardından karışık seyretti; yuan, dolar karşısında değer kaybetti.
Gözlemcilere göre, Trump yönetimi Çin'e karşı "öngörülemezlik" kartını oynamaya devam edecek. Xi ise zaman kazanıp ekonomik toparlanmaya odaklanmayı tercih ediyor. ABD'nin müttefikleri, özellikle Japonya ve Güney Kore, iki ülke arasındaki gerilimin kendi güvenliklerini olumsuz etkilemesinden endişeli. Avrupa Birliği ise Çin ile ekonomik ilişkilerini dengelemeye çalışırken, ABD'nin sert tutumunun kendilerine de yansımasından korkuyor.
Uzmanlar, zirvenin asıl amacının "iyi niyet göstergesi" olduğunu, ancak yapısal sorunların çözümü için daha fazla müzakere gerektiğini belirtiyor. Önümüzdeki aylarda teknik düzeyde görüşmelerin devam etmesi bekleniyor. Ancak tarafların temel pozisyonlarında değişiklik olmadığı sürece, kalıcı bir uzlaşma zor görünüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD-Çin arasındaki gerilim, Türkiye'yi doğrudan ilgilendiren sonuçlar doğurabilir. Türkiye, ihracatının önemli bir kısmını AB ve ABD'ye yaparken, Çin'den de yoğun ithalat gerçekleştiriyor. Ticaret savaşlarının yeniden alevlenmesi, küresel tedarik zincirlerinde bozulmaya yol açarak Türk sanayisini olumsuz etkileyebilir. Öte yandan, Çin ile ticaretin yerel para birimleriyle yapılması ve Kuşak-Yol projesi kapsamındaki işbirlikleri, Türkiye için fırsatlar sunuyor. Ancak ABD'nin olası yaptırımları ve ikincil yaptırım riskleri, Türkiye'nin denge politikasını zorlaştırabilir. Kısa vadede, Türkiye'nin iki dev arasındaki rekabetten ekonomik olarak olumsuz etkilenmemek için diplomatik manevra alanını koruması kritik önem taşıyor.