ABD Başkanı Donald Trump, gelecek ay Çin'de Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile bir üçlü zirve düzenlemek istediğini açıkladı. Zirvenin ana gündeminin "nükleer silahsızlanma" olacağını belirten Trump, Ukrayna konusunun ise mutlaka ele alınmasının gerekmediğini ima etti. Bu açıklama, ABD'nin dış politikasında alışılmadık bir diplomasi atağı olarak yorumlanıyor.
Zirvenin arka planı ve olası gündem
Trump, göreve geldiğinden bu yana ilk kez Çin'de ev sahipliği yapılacak bir toplantıda hem Xi hem de Putin ile bir araya gelmeyi önerdi. Böyle bir zirve, üç büyük nükleer gücün liderlerini bir araya getirmesi bakımından tarihi bir nitelik taşıyor. Beyaz Saray'dan yapılan açıklamaya göre, zirvenin odağı nükleer silahların sınırlandırılması ve küresel nükleer risklerin azaltılması olacak. Trump, "Nükleer silahlar konusunda büyük bir anlaşma yapabiliriz. Bu, dünya için çok önemli" ifadelerini kullandı. Ancak zirvenin Ukrayna savaşına ilişkin bir çözümü kapsayıp kapsamayacağı belirsizliğini koruyor. Trump, Ukrayna'nın gündeme gelmesinin "gerekli olmadığını" söyleyerek, Rusya ile ilişkilerde yeni bir sayfa açmak isteyebileceğinin sinyalini verdi.
Uzmanlar, böyle bir zirvenin gerçekleşmesi halinde bunun ABD'nin geleneksel müttefikleriyle ilişkilerinde yeni gerilimlere yol açabileceğine dikkat çekiyor. NATO içinde bazı üyeler, Trump'ın Rusya'ya yönelik yumuşama sinyallerinden endişe duyuyor. Öte yandan Çin, böyle bir toplantıya ev sahipliği yaparak küresel diplomasideki rolünü güçlendirmek isteyebilir. Zirvenin gerçekleşmesi durumunda, nükleer silahların yayılmasının önlenmesi ve stratejik istikrar konularında somut adımlar atılması bekleniyor. Ancak geçmişte benzer girişimlerin sonuçsuz kaldığı da hatırlatılıyor.
Küresel ve bölgesel yansımaları
Trump'ın açıklaması, ABD'nin dış politikasında çok taraflılığa dönüş sinyali olarak da okunabilir. Son yıllarda ABD, Çin ve Rusya arasındaki ilişkiler giderek gerilirken, böyle bir zirve beklenmedik bir yumuşama ihtimalini gündeme getiriyor. Ancak zirvenin başarısı, tarafların nükleer silahlar konusundaki tutumlarına bağlı. ABD ve Rusya arasındaki New START anlaşmasının süresi 2026'da doluyor ve yerine yeni bir anlaşma konusunda belirsizlik sürüyor. Çin ise nükleer arsenalini modernize ederken, ABD ile eşit düzeyde silah indirimi yapmaya sıcak bakmıyor. Trump'ın önerisi, bu çıkmazı aşmak için bir fırsat olarak görülse de, somut bir sonuç çıkması zor görünüyor.
Zirvenin Ukrayna boyutu ise ayrı bir tartışma konusu. Trump, Ukrayna konusunun ele alınmasının şart olmadığını söyleyerek, Rusya'ya karşı yaptırımların hafifletilmesi veya Kırım'ın statüsünün tanınması gibi tavizler verebileceği endişesini artırdı. Avrupa başkentleri, böyle bir gelişmenin Ukrayna'daki savaşın seyrini değiştirebileceğinden korkuyor. Öte yandan Çin, Ukrayna krizinde arabuluculuk rolü üstlenmek istemiş ancak şu ana kadar somut bir ilerleme kaydedememişti. Böyle bir zirve, Çin'in arabuluculuk çabalarına yeni bir ivme kazandırabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, jeopolitik konumu gereği hem NATO üyesi hem de Rusya ve Çin ile ikili ilişkileri olan bir ülke. Böyle bir zirve, Türk dış politikası açısından dikkatle izlenmeli. Nükleer silahsızlanma görüşmeleri, Türkiye'nin güvenliğini doğrudan etkileyebilir; zira Türkiye, NATO'nun nükleer paylaşım programına ev sahipliği yapıyor. Ayrıca zirvede Ukrayna'nın ele alınmaması, Karadeniz'deki güvenlik dengeleri açısından risk oluşturabilir. Türkiye, bölgesel istikrarı korumak için diplomasi kanallarını açık tutmalı ve süreci yakından takip etmeli. Ekonomik açıdan ise enerji fiyatları ve ticaret yollarındaki olası değişimler Türkiye'yi etkileyebilir.