ABD Başkanı Donald Trump'ın Çin Devlet Başkanı Xi Jinping'in davetiyle gerçekleştirdiği Pekin ziyareti, kamuoyunda büyük yankı uyandıran ticaret anlaşmalarına sahne oldu. İki lider, enerji, tarım ve teknoloji alanlarında toplam 250 milyar doları bulan mutabakat zabıtları imzaladı. Ancak diplomatik çevreler, zirvenin özellikle Kuzey Kore ve Güney Çin Denizi gibi stratejik konularda somut bir ilerleme kaydedemediğini, bu nedenle daha çok sembolik bir buluşma olarak değerlendirilmesi gerektiğini vurguluyor.
Zirvenin Arka Planı: Ticaret Savaşlarından Kucaklaşmaya
Trump'ın Çin ziyareti, iki ülke arasında aylardır süren ticaret gerilimlerinin ardından geldi. ABD yönetimi, Çin'in fikri mülkiyet hırsızlığı ve devlet destekli endüstriyel politikalarına karşı sert önlemler alacağını duyurmuş, hatta ek gümrük vergileri tehdidinde bulunmuştu. Ancak Pekin'deki görüşmelerde Trump'ın tonu oldukça ılımlıydı. Başkan, Xi'yi olağanüstü bir lider
olarak nitelendirirken, ticaret açığını kapatmak için Çin'in Boeing uçakları ve soya fasulyesi alımlarını artıracağını duyurdu. Öte yandan, Çin'in ABD'den sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) ithalatına yönelik anlaşma, enerji piyasalarında dengeleri değiştirebilecek potansiyele sahip.
Uzmanlar, ticari anlaşmaların olumlu bir hava yarattığını ancak asıl testin uygulama aşaması olacağını belirtiyor. Zira Çin, vaat ettiği alımların bir kısmını zaten daha önce de yapıyordu; yeni anlaşmaların net bir ek talep yaratıp yaratmayacağı şüpheli. Ayrıca ABD, Çin'in piyasa reformları konusunda somut adımlar atmasını bekliyor. Trump yönetimi, ticaret açığını kapatmak için yıllık 375 milyar dolar seviyesindeki açığın yarı yarıya indirilmesini hedefliyor.
Küresel ve Bölgesel Boyut: Kuzey Kore ve Güney Çin Denizi
Zirvenin gölgesinde kalan en önemli konu başlığı Kuzey Kore'nin nükleer silah programıydı. Trump, Xi'den Pyongyang üzerindeki ekonomik baskıyı artırmasını istedi ancak Çin, BM yaptırımlarının uygulanmasına destek vermekle birlikte diyaloğa vurgu yaptı. Analistler, Çin'in Kuzey Kore'yi tamamen yalnızlaştırmaktan kaçındığını, çünkü sınırında istikrarsız bir rejim çöküşünün kendi güvenliğini tehdit edebileceğini düşünüyor. Öte yandan, Güney Çin Denizi'ndeki yapay ada inşaatları ve askerileştirme konusunda Trump'ın sessiz kalması, ABD'nin bu konudaki tutumunun net olmadığı yorumlarına yol açtı. Bölgede Çin'in artan hakimiyetine karşı ABD'nin askeri varlığını artırması beklenirken, Trump'ın bu konuyu önceliklendirmemesi müttefikler arasında rahatsızlık yarattı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD-Çin ilişkilerindeki bu yakınlaşma, Türkiye için hem fırsat hem de risk unsurları taşıyor. Kısa vadede, Türkiye'nin enerji ithalatında Çin'in LNG talebinin artması küresel fiyatları yukarı çekebilir; ancak orta vadede Çin ile yapılan ticari anlaşmaların Türk ihracatçılarına rakip olma potansiyeli bulunuyor. Ayrıca Trump'ın Çin'e görece yumuşak tavrı, ABD'nin Türkiye'ye yönelik baskısını artırması olasılığını gündeme getiriyor. Jeopolitik olarak, ABD-Çin gerilimlerinin azalması, Türkiye'nin iki güç arasında denge politikası yürütme alanını daraltabilir. Özellikle F-35 programı ve S-400 krizi gibi konularda ABD'nin elini güçlendiren bu gelişme, Ankara'nın diplomatik manevra kabiliyetini sınırlayabilir.