Yayımlanmakta olan bir kitap, eski ABD Başkanı Donald Trump'ın, yardımcısı JD Vance'in İran'a yönelik nükleer saldırı iddiasını yeterince desteklemediği için öfkelendiğini ve tüm kabine üyelerine 'herkes benim söylediğimi aynen tekrarlasın' talimatını verdiğini ortaya koydu. Söz konusu kitap, Trump yönetiminin İran politikalarındaki kaotik karar alma süreçlerine ışık tutarken, eski başkanın özellikle İran konusunda takıntılı olduğunu ve kendi nükleer saldırı hikayesinin sorgulanmasına tahammül edemediğini gösteriyor. Kitaba göre, Trump bir kabine toplantısında Vance'e bağırarak, 'Az önce ne dediğimi duymadın mı? Nükleer programı yok ettik! Sen de aynısını söyleyeceksin!' çıkışında bulundu.
Gelişmenin Arka Planı: 'Obliterated' Krizi
Kitabın yazarları, Trump'ın İran'ın nükleer programına yönelik bir ABD saldırısını 'tamamen yok etme' (obliterated) olarak nitelendirdiğini, ancak Vance'in bu ifadeyi kamuoyu önünde tekrarlamaktan kaçındığını belirtiyor. Trump, Vance'in kendisine 'İran'ın nükleer kapasitesi tamamen bitmedi, bazı tesisler hâlâ işlevsel' dediğinde çileden çıktı ve 'Senin işin ne dediğimi söylemek, akıllı olmak değil!' diye bağırdı. Eski başkanın 'Obliterated Fox' lakaplı bu olayı, yönetimdeki iç çatışmaların en belirgin örneklerinden biri olarak kayda geçti.
Kitap ayrıca, Trump'ın İran konusunda genellikle gerçeklerden kopuk bir anlatıyı sürdürmek için astlarını zorladığını ve herhangi bir itirazı personal bir saldırı olarak algıladığını iddia ediyor. Vance'in bu olaydan sonra bir süre Trump'la görüşmekten kaçındığı ve bir daha asla İran konusunda kendi analizini paylaşmadığı ifade ediliyor. 'Sadakat krizi' olarak adlandırılan bu bölüm, Trump yönetiminin dış politika kararlarının ne kadar 'korku kültürü' içinde şekillendiğinin bir kanıtı olarak sunuluyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Bu tür bir liderlik anlayışı, sadece ABD iç siyasetini değil, Ortadoğu'daki dengeleri de tehdit ediyor. Eğer Trump benzer bir müdahaleyi ikinci döneminde gerçekleştirseydi, İran'ın nükleer programına tam olarak zarar verilememesi, bölgede İran'ı daha agresif bir tutuma yönlendirebilirdi. Ayrıca, ABD'nin bu tür abartılı iddialarla uluslararası toplumu yanıltmaya çalışması, ittifakları da zedeleyecek bir potansiyel taşıyor. Özellikle Avrupa ve Orta Doğu'daki müttefikler, ABD'nin sahadaki gerçekleri gizlemesi durumunda kendi güvenlik planlamalarını şüpheyle karşılamak zorunda kalacak. Ek olarak, Çin ve Rusya gibi rakipler, ABD'nin giderek daha 'kontrolsüz' hale geldiği algısını kullanarak kendi etki alanlarını genişletebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İran'la komşu olması sebebiyle bu tür ABD-İran gerilimlerinde doğrudan etkilenen ülkeler arasında yer alıyor. Trump'ın nükleer saldırı iddiası gerçekleşmiş olsaydı, Sınırdaki istikrarsızlık ve mülteci akını gibi krizlerle karşı karşıya kalabilirdik. Ayrıca, Ankara'nın çatışmayı önleme ve diplomatik çözüm arayışları, abartılı ABD söylemleriyle daha da zorlaşırdı. Kitapta ortaya çıkan bu 'sadakat kültürü', Türkiye'nin ABD ile olan savunma ve siyasi ilişkilerinde ne kadar dikkatli olması gerektiğini bir kez daha hatırlatıyor. Gerçek bilgiye dayanmayan ABD politikaları, bölgede ortak hareket etmeyi zora sokuyor ve Türkiye'nin kendi çıkarlarını korumak için çok yönlü diplomasi hamlelerini artırmasını gerektiriyor.