ABD Başkanı Donald Trump'ın göreve başlamasının ardından Ocak 2025'ten bu yana, ABD yönetimi 25 binden fazla kişiyi sözde "üçüncü ülkelere" sınır dışı etti. Bu ülkeler, sınır dışı edilenlerin kendi vatandaşı olduğu ülkeler değil, üçüncü ülkeler. Forbidden Stories ve FRANCE 24'ün 26 uluslararası medya kuruluşuyla birlikte yürüttüğü soruşturma, STK'lar ve açık kaynaklardan toplanan bilgileri kullanarak bu uygulamanın boyutlarını ortaya koydu. Soruşturma, Trump yönetiminin göçmen politikasında radikal bir dönüşümü işaret ediyor.
Uygulamanın Arka Planı ve Kapsamı
Trump yönetimi, göreve geldiği ilk günden itibaren sert göçmen politikalarını hayata geçirmeye başladı. Üçüncü ülkelere sınır dışı etme uygulaması, sığınmacıları ve düzensiz göçmenleri kendi ülkelerine göndermenin mümkün olmadığı veya bu ülkelerin onları kabul etmediği durumlarda devreye giriyor. ABD, bu kişileri Guatemala, El Salvador, Ruanda gibi ülkelere gönderiyor. Bu ülkelerle yapılan anlaşmalar çerçevesinde, sınır dışı edilenlerin büyük bir kısmı, daha önce hiç gitmedikleri, dilini konuşmadıkları ve hiçbir bağlarının olmadığı ülkelerde yaşam mücadelesi veriyor.
Soruşturmaya göre, sınır dışı edilenler arasında sığınma başvurusu reddedilenler, suç işlemiş göçmenler ve düzenli olarak kayıtlı olmayan kişiler bulunuyor. Ancak uygulama, uluslararası hukuk ve insan hakları açısından ciddi endişeleri de beraberinde getiriyor. Birleşmiş Milletler ve çeşitli insan hakları örgütleri, bu uygulamanın "geri gönderme yasağı" (non-refoulement) ilkesini ihlal edebileceği uyarısında bulunuyor. Zira kişiler, kendilerini tehdit altında hissettikleri ülkelere gönderilemezken, üçüncü bir ülkeye gönderilmeleri durumunda da güvenlikleri garanti edilmiyor.
Forbidden Stories ve FRANCE 24'ün koordinasyonunda yürütülen soruşturma, 26 medya kuruluşunun katılımıyla gerçekleştirildi. Ekip, STK'ların sağladığı verileri ve açık kaynak istihbaratını kullanarak, sınır dışı edilen kişilerin sayısını, gönderildikleri ülkeleri ve bu süreçte yaşanan ihlalleri belgeledi. Elde edilen bilgilere göre, sadece Ocak 2025'ten bu yana 25 binden fazla kişi bu kapsamda sınır dışı edildi. Bu rakam, uygulamanın ne kadar yaygın olduğunu gözler önüne seriyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Trump'ın üçüncü ülkelere sınır dışı politikası, sadece ABD'nin iç göçmen politikasını değil, aynı zamanda küresel göç dinamiklerini de etkiliyor. Guatemala, El Salvador ve Ruanda gibi ülkeler, ABD ile yaptıkları anlaşmalarla bir nevi "göçmen deposu" haline geliyor. Bu ülkeler, ekonomik ve sosyal açıdan zaten kırılgan durumdayken, bir de kendi vatandaşı olmayan kişileri barındırmak zorunda kalıyor. Örneğin Ruanda, daha önce İngiltere ile benzer bir anlaşma yapmış, ancak bu anlaşma insan hakları ihlalleri nedeniyle tartışmalara yol açmıştı. Şimdi benzer bir modelin ABD tarafından da uygulanması, uluslararası toplumda endişeyle karşılanıyor.
Avrupa Birliği ve diğer bölgesel aktörler, ABD'nin bu politikasını yakından takip ediyor. Zira bu tür uygulamalar, küresel göç rejimini ve mülteci koruma sistemlerini zayıflatabilir. Türkiye gibi göçmen nüfusu yüksek ülkeler için ise farklı bir boyut taşıyor. Türkiye, Suriye ve Afganistan başta olmak üzere milyonlarca mülteciye ev sahipliği yapıyor. ABD'nin üçüncü ülkelere sınır dışı uygulaması, Türkiye'nin kendi göç politikalarını ve ABD ile ilişkilerini de etkileyebilir. Eğer ABD, Türkiye'yi de bu üçüncü ülkelerden biri olarak görmeye başlarsa, bu durum ikili ilişkilerde yeni bir gerilim hattı oluşturabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'nin üçüncü ülkelere sınır dışı politikası, doğrudan Türkiye'yi hedef almasa da, dolaylı etkileri açısından önem taşıyor. Türkiye, zaten büyük bir mülteci yükü altında ve ABD ile ilişkilerinde göç konusu hassas bir başlık. Eğer ABD, sınır dışı ettiği kişileri Türkiye'ye gönderme girişiminde bulunursa, bu Ankara için kabul edilemez bir durum olur. Ayrıca, bu tür uygulamalar uluslararası hukuku zayıflatarak, benzer politikaların diğer ülkeler tarafından da benimsenmesine yol açabilir. Türkiye, göç yönetiminde insan haklarına saygılı ve uluslararası işbirliğine dayalı bir yaklaşımı savunurken, ABD'nin tek taraflı ve zorlayıcı politikaları bölgesel istikrarı tehlikeye atabilir. Bu nedenle Türkiye, konuyu uluslararası platformlarda dile getirmeli ve olası bir işbirliği çağrısına temkinli yaklaşmalıdır.