Eski ABD Başkanı Donald Trump, sosyal medya platformu Truth Social üzerinden yaptığı paylaşımlara ücretli erken erişim sunan yeni bir hizmet başlattı. Bu hamle, Trump'ın çevrimiçi açıklamalarının hisse senetleri, tahviller ve para birimleri üzerinde yaratabileceği ani dalgalanmalara ilişkin endişeleri yeniden gündeme getirdi. Özellikle mali piyasa düzenleyicileri ve yatırımcılar, bu tür bir erişim modelinin içeriden öğrenenlerin ticaretine ve piyasa manipülasyonuna zemin hazırlayabileceği uyarısında bulunuyor. Truth Social'ın ana şirketi Trump Media & Technology Group (TMTG), hizmetin ‘ayrıcalıklı üyelik’ olarak sunulduğunu ve kullanıcıların gönderilere dakikalar öncesinden erişebileceğini açıkladı. Ancak bu yeni gelir modeli, hem etik hem de yasal açıdan ciddi soruları beraberinde getiriyor.
Gelişmenin arka planı
Trump, başkanlık döneminde ve sonrasında sosyal medya paylaşımlarıyla sık sık piyasaları etkilemişti. Örneğin, 2020 yılında attığı tweetlerle bazı şirketlerin hisselerinde yüzde 100'ün üzerinde artışlar yaşanmış, döviz kurlarında ve emtia fiyatlarında sert hareketler görülmüştü. Bu nedenle, yatırımcılar Trump'ın paylaşımlarını yakından takip ediyor; hatta bazı algoritmik ticaret sistemleri, yapay zeka kullanarak onun mesajlarını anında analiz ediyor. Truth Social'a erken erişim sunulması, bu bilgi avantajını belirli bir ücret karşılığında satın alabilecek bir kesim yaratabilir. Bu durum, piyasaların şeffaflığı ve adil işleyişi açısından risk oluşturuyor. ABD Menkul Kıymetler ve Borsa Komisyonu (SEC) daha önce sosyal medya paylaşımlarının piyasa fiyatlarını etkileyebilecek önemli bilgiler içerdiği gerekçesiyle düzenlemeler yapmış; ancak bu tür bir erken erişim modeli daha önce test edilmedi. Hukukçular, bu hizmetin içeriden öğrenenlerin ticaretini teşvik edip etmediği veya SEC'in kurallarına aykırı olup olmadığı konusunda görüş ayrılığı yaşıyor. TMTG'nin hisseleri, hizmetin duyurulduğu gün yüzde 4,5 yükseldi; bu da yatırımcıların konuya ilgisini gösteriyor. Ancak uzun vadede, bu tür bir modelin şirketin itibarına ve Trump'ın siyasi kariyerine nasıl yansıyacağı belirsizliğini koruyor.
Bölgesel veya küresel boyut
Trump'ın global ölçekte etkisi düşünüldüğünde, bu erken erişim hizmeti yalnızca ABD piyasalarını değil, küresel finans piyasalarını da etkileyebilir. Özellikle gelişmekte olan ülke para birimleri ve emtia fiyatları, Trump'ın ticaret politikalarına yönelik açıklamalarından doğrudan etkileniyor. Örneğin, geçmişte Çin'e yönelik tarife tehditleri küresel ticaret hacminde daralmaya yol açmış, kripto para piyasalarında ise sert düşüşlere neden olmuştu. Bu nedenle, erken erişim hizmeti yalnızca ABD'de değil, dünyanın dört bir yanındaki yatırımcılar için de potansiyel bir risk kaynağı. Öte yandan, bu hizmetin ABD siyasetine etkisi de göz ardı edilmemeli. Trump'ın 2024 başkanlık seçimlerine hazırlanırken, bu tür ticari girişimlerin seçim kampanyası finansmanına nasıl entegre edileceği merak konusu. TMTG'nin, kampanya etkinliklerinden ayrı olarak bu hizmetten elde ettiği gelirle bağış toplama faaliyetlerini dolaylı olarak finanse etmesi olasıdır. Bu durum, seçim finansmanı düzenlemeleri ve siyasi etik tartışmalarını yeniden alevlendirebilir. Ayrıca, uluslararası alanda ABD'nin ekonomik istihbaratı ve piyasa gözetimi konusundaki otoritesi de bu tür uygulamalarla sorgulanabilir hale geliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye gibi gelişmekte olan ekonomiler için önemli riskler barındırıyor. Trump'ın paylaşımları Türk lirası, Borsa İstanbul ve Türk tahvilleri üzerinde doğrudan etkili olabilir. Özellikle Trump'ın Türkiye'ye yönelik yaptırım tehditleri veya Suriye, Doğu Akdeniz gibi bölgesel konulardaki açıklamaları, piyasalarda ani dalgalanmalara neden olabilir. Bu erken erişim hizmeti, bu tür bilgilere sahip olan yatırımcıların Türkiye piyasalarında spekülatif hareketler yapmasına zemin hazırlayabilir. Türkiye'nin piyasa düzenleyici kurumlarının, bu tür küresel gelişmelere karşı hazırlıklı olması ve spekülasyonları önlemek için gerekli tedbirleri alması faydalı olacaktır. Ayrıca, bu durum Türk finansal istikrarı açısından da bir sınav niteliği taşıyor; zira gelişmekte olan ülkeler sermaye hareketlerine karşı daha kırılgan bir yapıya sahip.