ABD Başkanı Donald Trump, Ortadoğu’da çatışmalarda hayatını kaybeden Amerikan askerlerinin naaşlarının ülkeye getirilmesi sırasında düzenlenecek resmî törene katılacağını açıkladı. Beyaz Saray’dan yapılan kısa açıklamada, törenin Dover Hava Kuvvetleri Üssü’nde gerçekleşeceği ve Trump’ın şehit aileleriyle bir araya geleceği belirtildi. Bu, Trump’ın başkanlık döneminde dördüncü kez böyle bir törene katılımı olacak. Daha önce de görev sırasında ölen askerler için düzenlenen saygı duruşlarında yer alan Trump, bu kez de kayıpların ülkeye dönüşüne bizzat tanıklık edecek.
Artan kayıplar ve siyasi yankılar
Son haftalarda Ortadoğu’da, özellikle İran sınırı yakınlarındaki çatışma bölgelerinde Amerikan askerlerinin maruz kaldığı saldırılar arttı. Resmî verilere göre yalnızca son iki ayda 12 asker hayatını kaybetti, 30’dan fazlası yaralandı. Bu kayıplar, ABD kamuoyunda savaş yorgunluğunu yeniden alevlendirirken Kongre’deki bazı milletvekilleri, askerlerin bölgeden çekilmesi çağrısı yapıyor. Trump yönetimi ise operasyonların süreceğini ve İran’ın nükleer programını durdurana kadar baskının artırılacağını savunuyor. Bu nedenle tören, hem kayıplara saygı duruşu hem de savaş politikalarının sorgulandığı bir platforma dönüşme potansiyeli taşıyor.
Hegseth’ten 150 milyar dolarlık ek bütçe talebi
ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth, Kongre’ye gönderdiği yazıda, İran’daki askeri harekâtların maliyetinin beklenenden çok daha yüksek olduğunu belirterek 2025 mali yılı için ek 150 milyar dolarlık bütçe talep etti. Hegseth, mektubunda, “İran’ın nükleer tesislerine yönelik hava operasyonları, deniz ablukası ve bölgedeki üslerin güvenliği, mevcut ödeneklerin çok ötesinde bir harcama gerektiriyor” ifadelerine yer verdi. Talep edilen ek bütçenin büyük kısmı, mühimmat yenileme, lojistik destek ve insansız hava araçları filosunun genişletilmesi için kullanılacak. Hegseth ayrıca, İran’daki savaşın süresinin öngörülemez olduğunu ve Kongre’nin uzun vadeli bir taahhüt vermesi gerektiğini vurguladı. Bu talep, ABD’nin yıllık savunma bütçesinin yaklaşık %20’sine denk geliyor ve bazı senatörler tarafından “savaş bütçesinin şişirilmesi” olarak eleştiriliyor.
Bölgesel ve küresel boyut
ABD’nin İran’a yönelik askeri operasyonları, Ortadoğu’da dengeleri yeniden şekillendiriyor. İran’ın nükleer programının ilerlemesi ve buna karşılık ABD’nin sert müdahalesi, Suudi Arabistan ve İsrail gibi bölgesel aktörleri de harekete geçirdi. Suudi Arabistan, kendi savunma harcamalarını artırırken İsrail, İran hedeflerine yönelik istihbarat paylaşımını yoğunlaştırdı. Öte yandan Rusya ve Çin, BM Güvenlik Konseyi’nde ABD’nin tek taraflı müdahalesini kınayan açıklamalar yaptı. Enerji piyasalarında ise İran’ın petrol ihracatındaki düşüş, küresel petrol fiyatlarını varil başına 95 doların üzerine çıkardı. Uzmanlar, savaşın uzaması halinde küresel enflasyon üzerinde yeni bir baskı oluşabileceği uyarısında bulunuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD’nin İran’daki askeri harcamalarını artırması ve çatışmaların tırmanması, Türkiye’nin güvenlik ve ekonomik çıkarlarını doğrudan etkilemektedir. Türkiye, İran ile 560 kilometrelik bir sınıra sahip olup, çatışmaların sınıra sıçraması halinde yeni bir göç dalgası ve terör riski ile karşı karşıya kalabilir. Ayrıca Türkiye, enerji ihtiyacının önemli bir kısmını İran ve Irak’tan karşılamakta; savaşın bu ülkelerdeki üretimi sekteye uğratması, Türkiye’nin enerji arz güvenliğini tehdit etmektedir. Ekonomik cephede ise artan petrol fiyatları, Türkiye’nin cari açığını büyütecek ve enflasyonist baskıları artıracaktır. Ankara, bir yandan ABD ile müttefiklik ilişkilerini korumaya çalışırken diğer yandan İran ve Irak’la diplomasiyi sürdürmek zorundadır. Bu nedenle Türkiye’nin, hem NATO çerçevesinde ittifak dayanışmasını gözetmesi hem de kendi ulusal çıkarlarını koruyacak dengeli bir dış politika izlemesi beklenmektedir.