ABD Başkanı Donald Trump yönetimi, cuma günü yaptığı açıklamayla, Temiz Su Yasası (Clean Water Act) kapsamında akarsu ve sulak alanlara sağlanan çevre korumalarını daha da daraltma seçeneğini değerlendireceğini duyurdu. Bu adım, Trump'ın çevre düzenlemelerini geri çekme yönündeki politikalarının son halkası olarak görülüyor ve ülke genelinde su kalitesi standartları üzerinde önemli etkiler yaratabilir. Açıklama, Associated Press'in aktardığına göre, yönetimin federal su korumalarını yeniden tanımlama çabasının bir parçası.
Gelişmenin Arka Planı
Temiz Su Yasası, 1972 yılında yürürlüğe girmiş ve ABD'deki su kaynaklarının kirlenmesini önlemeyi amaçlayan temel federal düzenleme olarak biliniyor. Yasa, "Birleşik Devletler suları" (Waters of the United States - WOTUS) olarak tanımlanan su kütlelerine koruma sağlıyor. Ancak bu tanımın kapsamı, yıllardır siyasi ve hukuki tartışmaların merkezinde yer alıyor. Obama döneminde genişletilen tanım, 2015'te yürürlüğe girmiş ancak birçok eyalet ve sanayi grubu tarafından dava konusu edilmişti. Trump yönetimi, 2019'da yeni bir kural ile bu tanımı daraltmış ve yalnızca belirli akarsu ve sulak alanları federal koruma altına almıştı. Şimdi ise yönetim, bu daraltmayı daha ileri taşımayı planlıyor.
Yeni düzenleme ile mevsimsel akarsular, izole sulak alanlar ve bazı tarım arazilerindeki su birikintileri federal koruma kapsamı dışında bırakılabilir. Bu durumda, bu su kaynaklarına kirletici deşarjı için federal izin alınması gerekmeyecek. Çevre örgütleri, bu değişikliğin içme suyu kaynaklarını, yaban hayatını ve ekosistemleri olumsuz etkileyeceğini savunuyor. Sanayi ve tarım lobileri ise düzenlemelerin aşırı kapsamlı olduğunu ve ekonomik yük getirdiğini öne sürüyor.
Trump yönetiminin bu hamlesi, çevre politikalarında köklü bir değişim anlamına geliyor. Başkan Trump, görev süresi boyunca Paris İklim Anlaşması'ndan çekilme, kömür santrallerine yönelik kısıtlamaları gevşetme ve otomobil emisyon standartlarını düşürme gibi bir dizi çevre karşıtı adım atmıştı. Bu son adım, seçim öncesinde sanayi ve tarım kesimine verilen bir mesaj olarak yorumlanıyor. Öte yandan, pandemi sürecinde ekonomik canlanmayı önceleyen bir yaklaşımın parçası olarak da görülebilir.
Bölgesel ve Küresel Boyut
ABD'deki bu düzenleme değişikliği, sadece ülke içinde değil, küresel çevre politikaları açısından da önem taşıyor. ABD, dünyanın en büyük ekonomilerinden biri olarak çevre standartlarında belirleyici bir role sahip. Trump'ın çevre düzenlemelerini geri çekmesi, diğer ülkelerin iklim ve çevre taahhütlerini etkileyebilir. Özellikle Paris Anlaşması'ndan çekilme kararı, uluslararası alanda büyük yankı uyandırmıştı. Bu son gelişme, ABD'nin çevre konusundaki liderlik rolünü daha da zayıflatabilir. Avrupa Birliği ve diğer gelişmiş ülkeler, yeşil mutabakat ve sürdürülebilirlik hedefleri doğrultusunda ilerlerken, ABD'nin bu yöndeki adımları tersine çevirmesi, küresel iklim diplomasisinde gerilim yaratabilir.
Ayrıca, sınır aşan su kaynakları ve kirlilik konularında uluslararası işbirliği zayıflayabilir. ABD'nin komşuları Kanada ve Meksika ile olan su paylaşımı anlaşmaları da dolaylı olarak etkilenebilir. Örneğin, Great Lakes (Büyük Göller) bölgesinde su kalitesi standartları federal düzenlemelere bağlı; bu düzenlemelerin gevşetilmesi, Kanada ile ortak çevre projelerini sekteye uğratabilir.
Bilim insanları, sulak alanların sel kontrolü, su filtreleme ve karbon depolama gibi kritik işlevleri olduğunu vurguluyor. Bu alanların korunmaması, iklim değişikliğiyle mücadelede de olumsuz etki yaratacak. Özellikle artan sel ve kuraklık olayları karşısında, doğal su döngüsünün korunması hayati önem taşıyor. Trump yönetiminin bu kararı, kısa vadeli ekonomik kazanç sağlasa da uzun vadede çevresel ve ekonomik maliyetleri artırabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'nin Temiz Su Yasası kapsamındaki korumaları daraltması, doğrudan Türkiye'yi bağlamasa da küresel çevre yönetişimi açısından önemli bir emsal oluşturuyor. Türkiye, son yıllarda su kaynaklarının korunması ve iklim değişikliğiyle mücadele konusunda adımlar atıyor; özellikle su verimliliği ve sulak alan restorasyonu projeleri yürütüyor. ABD'nin çevre standartlarını gevşetmesi, uluslararası arenada "kirli sanayi" rekabetini artırabilir ve Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerin çevre mevzuatını uyumlaştırma çabalarını zorlaştırabilir. Ayrıca, ABD ile yürütülen ticaret ve yatırım görüşmelerinde çevre fasılları gündeme gelebilir. Türkiye, Avrupa Yeşil Mutabakatı'na uyum sürecinde olduğundan, ABD'deki bu tür geri adımlar transatlantik çevre politikalarında ayrışma yaratarak Türkiye'nin konumunu etkileyebilir.