Eski ABD Başkanı Donald Trump, Suudi Arabistan ile yapılması planlanan nükleer enerji anlaşmasının, Riyad yönetiminin İsrail ile ilişkilerini normalleştirmesine bağlı olduğunu söyledi. Trump, bu açıklamayı Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile yaptığı görüşmenin ardından yaptığı değerlendirmede dile getirdi. Ancak Veliaht Prens, daha önce İsrail ile herhangi bir yakınlaşmanın Filistin devletinin kurulması yönünde atılacak adımlara bağlı olduğunu vurgulamıştı. Bu iki farklı duruş, Ortadoğu'da yeni bir diplomatik denklem oluştururken, bölgesel dengeleri de yakından ilgilendiriyor.
Gelişmenin arka planı
Suudi Arabistan, uzun süredir sivil nükleer enerji programı geliştirmek istiyor. Ülke, petrol rezervlerini korumak ve enerji kaynaklarını çeşitlendirmek için nükleer enerjiye yöneliyor. Ancak bu program, uranyum zenginleştirme ve yakıt üretimi gibi hassas teknolojileri içerdiğinden uluslararası toplumda endişe yaratıyor. ABD, Suudi Arabistan'ın nükleer programını sıkı denetim altında tutmak ve bölgede bir silahlanma yarışını önlemek için anlaşmaya İsrail boyutunu ekliyor. Trump yönetimi döneminde imzalanan İbrahim Anlaşmaları, Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn gibi ülkelerin İsrail ile ilişkilerini normalleştirmesini sağlamıştı. Suudi Arabistan ise bu sürece henüz dahil olmamıştı.
Veliaht Prens Muhammed bin Selman, İsrail ile normalleşmenin ancak Filistin devletinin kurulması yönünde somut adımlar atılması halinde mümkün olacağını belirtiyor. Suudi yönetimi, Filistin meselesini İslam dünyasının temel sorunu olarak görüyor ve bu konuda taviz vermeyeceğini sinyalini veriyor. Ancak Suudi Arabistan'ın İran tehdidine karşı İsrail ile ortak çıkarları da bulunuyor. Bu karmaşık denklemde, nükleer anlaşma bir koz olarak kullanılıyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Suudi nükleer programı, sadece ikili ilişkileri değil, bölgesel güç dengelerini de etkiliyor. İran'ın nükleer programına karşılık Suudi Arabistan'ın da nükleer silah elde etme potansiyeli, Körfez bölgesinde bir silahlanma yarışını tetikleyebilir. ABD, bu riski önlemek için Suudi Arabistan'a sivil nükleer işbirliği teklif ediyor, ancak bunu İsrail ile normalleşme şartına bağlıyor. İsrail ise bölgedeki nükleer tekelini korumak istiyor ve Suudi Arabistan'ın uranyum zenginleştirme kapasitesine sahip olmasına sıcak bakmıyor.
Öte yandan, Çin ve Rusya da Suudi Arabistan'a nükleer teknoloji transferi konusunda teklifler sunuyor. ABD, Suudi Arabistan'ı kaybetmemek ve Çin'in bölgedeki nüfuzunu sınırlamak için anlaşmayı hızlandırmak istiyor. Ancak Trump'ın açıklamaları, bu sürecin kolay olmayacağını gösteriyor. Suudi Arabistan, İsrail ile normalleşme karşılığında nükleer anlaşmadan vazgeçmeyeceğini sinyalini veriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, bölgesel güç dengesinde önemli bir aktör. Suudi Arabistan-İsrail normalleşmesi, Türkiye'nin Filistin politikası ve Doğu Akdeniz'deki enerji rekabeti açısından kritik. Suudi Arabistan'ın nükleer silah kapasitesine ulaşması, Türkiye'nin de nükleer enerji programını hızlandırmasına yol açabilir. Ayrıca, ABD'nin bu anlaşmayı İsrail lehine kullanması, Türkiye'nin bölgedeki diplomatik manevra alanını daraltabilir. Türkiye, Filistin devletinin kurulması yönündeki Suudi duruşunu desteklerken, kendi nükleer enerji hedefleri açısından da gelişmeleri yakından izlemeli.