ABD Başkanı Donald Trump, bu hafta ABD ile Suudi Arabistan arasındaki sivil nükleer işbirliği anlaşmasını resmen Kongre'nin onayına sundu. Ancak anlaşmanın yürürlüğe girmesi için Suudi Arabistan'ın İsrail ile ilişkilerini normalleştirmesi şartını yineleyen Trump, süreci fiilen dondurmuş olabilir. Suudi tarafının bu koşulu kabul etmemesi halinde anlaşma süresiz olarak rafa kalkabilir.
Anlaşmanın Arka Planı ve Trump'ın Koşulu
ABD-Suudi sivil nükleer anlaşması, Suudi Arabistan'a nükleer enerji santralleri kurma ve uranyum zenginleştirme teknolojisi edinme imkânı tanıyor. Anlaşma, 1950'lerden bu yana müttefik olan iki ülke arasındaki stratejik ortaklığı derinleştirmeyi amaçlıyor. Ancak Trump yönetimi, anlaşmayı İsrail ile ilişkilerin normalleştirilmesi şartına bağlayarak, aslında Suudi Arabistan'ı İbrahim Anlaşmaları'na katılmaya zorluyor.
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, geçmişte İsrail ile normalleşmeye sıcak baktığını ima etmiş olsa da, Filistin meselesi ve Doğu Kudüs'ün statüsü konusunda taviz vermeye yanaşmıyor. Suudi yetkililer, İsrail'in bağımsız bir Filistin devletini tanıması ve yerleşim faaliyetlerini durdurması halinde normalleşmenin mümkün olabileceğini belirtiyor.
Trump'ın anlaşmayı Kongre'ye sunması, aslında bir taktik hamle olarak yorumlanıyor. Anlaşmanın onay süreci Kongre'de zaten zorlu geçecek; zira birçok senatör, Suudi Arabistan'ın nükleer zenginleştirme kapasitesine karşı çıkıyor ve Riyad'ın nükleer silah edinme riskine dikkat çekiyor. Trump, anlaşmayı İsrail normalleşmesi şartına bağlayarak hem İsrail yanlısı kanadı memnun etmeyi hem de Suudi Arabistan'a baskı yapmayı hedefliyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Suudi Arabistan, nükleer teknolojiye sahip olmayı uzun süredir istiyor. Ülke, elektrik üretiminde çeşitliliği artırmak ve petrol bağımlılığını azaltmak için nükleer enerjiyi stratejik bir hedef olarak görüyor. Ancak ABD'nin uranyum zenginleştirme konusundaki kısıtlamaları, Suudi Arabistan'ın bağımsız bir nükleer program yürütme arzusuyla çelişiyor. Suudi Arabistan, eğer ABD ile anlaşamazsa, Rusya veya Çin ile nükleer işbirliği yapabileceği sinyalini veriyor.
İsrail'in normalleşme şartı ise bölgesel dengeler açısından kritik. İsrail, Suudi Arabistan'ın nükleer zenginleştirme hakkı elde etmesini kendi güvenliği için tehdit olarak görüyor. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Suudi Arabistan ile normalleşmeye sıcak bakmakla birlikte, Riyad'ın nükleer kapasite edinmesine kesinlikle karşı. Bu nedenle Trump'ın öne sürdüğü koşul, aslında İsrail'in endişelerini de yansıtıyor.
Kongre'de ise anlaşmaya yönelik ciddi bir muhalefet var. Senato Dış İlişkiler Komitesi'ndeki bazı kilit isimler, Suudi Arabistan'ın nükleer silah edinme riskine dikkat çekerek anlaşmanın onaylanmasının zor olduğunu belirtiyor. Ayrıca, Suudi Arabistan'ın insan hakları ihlalleri ve Yemen savaşındaki rolü de Kongre'de anlaşmanın önündeki diğer engeller arasında. Trump yönetimi, anlaşmayı geçirmek için yoğun bir lobi faaliyeti yürütse de, mevcut Kongre yapısında bu zor görünüyor.
Trump'ın anlaşmayı Kongre'ye sunması, aynı zamanda Suudi Arabistan'a yönelik bir baskı aracı olarak da değerlendirilebilir. ABD, Suudi Arabistan'ın İsrail ile normalleşmesini istiyor; ancak Suudi Arabistan, Filistin meselesinde taviz vermeden bunu yapmaya yanaşmıyor. Bu durumda anlaşma, Trump'ın istediği koşullar yerine gelmediği sürece askıda kalacak. Suudi Arabistan ise nükleer enerji hedeflerinden vazgeçmeyeceğini, gerekirse başka ortaklarla işbirliği yapabileceğini belirtiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD-Suudi nükleer anlaşmasının çıkmaza girmesi, Türkiye'nin bölgesel enerji ve güvenlik dengeleri açısından yakından takip etmesi gereken bir gelişme. Suudi Arabistan'ın nükleer kapasite edinmesi, Orta Doğu'da bir nükleer yayılma zincirini tetikleyebilir ve İran'ın nükleer programına karşı denge arayışlarını artırabilir. Türkiye, kendi nükleer enerji projeleri ve bölgesel istikrar politikaları çerçevesinde, Suudi Arabistan'ın nükleer emellerini ve İsrail ile normalleşme sürecini dikkatle izlemeli. Ayrıca, ABD'nin Suudi Arabistan'a nükleer teknoloji transferi, Türkiye'nin ABD ile olan stratejik ilişkilerinde yeni bir parametre oluşturabilir. Türkiye, bölgede nükleer silahlanma yarışının önlenmesi ve İsrail'in güvenlik endişelerinin dengelenmesi için diplomatik girişimlerde bulunabilir.