ABD'de eski Başkan Donald Trump'ın 'sonsuz savaşları bitirme' vaadi, yerini daha karmaşık bir formüle bırakıyor. The Intercept yazarı Spencer Ackerman, Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham'ın onlarca yıllık savaş yanlısı duruşunun, Trump yönetiminin İran'a yönelik politikalarında nasıl bir zemin hazırladığını irdeliyor. Analiz, ABD'nin Ortadoğu'da kalıcı bir askeri varlık kurma çabalarının, diplomatik çözümler yerine askeri müdahaleyi tercih eden bir dış politika geleneğinin devamı olduğunu ortaya koyuyor.
Lindsey Graham'ın Savaş Mirası
Senatör Graham, 11 Eylül saldırılarından bu yana Irak, Afganistan ve Suriye'deki askeri operasyonların en güçlü destekçilerinden biri oldu. Ackerman'a göre Graham, 'savaşın maliyetini düşünenlerin vatan haini olduğu' bir söylem geliştirerek Kongre'deki savaş yetkilerini genişletti. Özellikle 2003 Irak işgali öncesinde yaptığı konuşmalarda, Başkan George W. Bush'un politikalarını coşkuyla savunan Graham, daha sonra Afganistan'daki askeri varlığın artırılması için de lobi faaliyeti yürüttü. Ackerman, Graham'ın bu tutumunun Trump döneminde de devam ettiğini ve özellikle İran konusunda şahin bir çizgi benimsediğini vurguluyor.
Graham'ın 2019'da İran'a yönelik askeri müdahale çağrıları, dönemin Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton ile uyum içindeydi. İkili, İran'ın nükleer programını durdurmak ve bölgedeki milis güçlerini zayıflatmak için ABD'nin doğrudan saldırısını savunuyordu. Trump ise seçim vaatleri arasında yer alan yeni savaşlara girmeme sözünü tutsa da, Graham ve Bolton'un etkisiyle İran'a yönelik yaptırımları sertleştirdi ve Kasım 2020'de bir suikast girişimine kadar varan gerilimler yaşandı.
Trump'ın Formülü: Savaşsız Sonsuz Çatışma
Ackerman, Trump'ın 'sonsuz savaşları bitirme' söyleminin aslında bir illüzyon olduğunu savunuyor. Trump yönetimi, Afganistan ve Irak'tan asker çekme kararı alsa da, bu bölgelerdeki askeri varlığını tamamen sona erdirmedi. Bunun yerine, İran'a yönelik maksimum baskı politikası ve Suudi Arabistan, BAE gibi bölgesel müttefiklere silah satışıyla, dolaylı bir savaş stratejisi izledi. Bu formül, ABD'nin doğrudan askeri müdahalesini gerektirmeyen ancak bölgede istikrarsızlığı sürekli kılan bir yapı ortaya çıkardı.
Analiz, bu stratejinin en somut örneğinin İran olduğunu belirtiyor. Trump yönetimi, İran Devrim Muhafızları'nı terör örgütü ilan ederek diplomatik kanalları tıkadı ve İran'ın ham petrol ihracatını sıfırlamayı hedefleyen yaptırımlar uyguladı. Buna karşılık İran, Yemen'deki Husilere ve Irak'taki Şii milislere verdiği desteği artırdı. Bu kısır döngü, ABD'nin yeniden İran'a yönelik askeri seçenekleri masaya getirmesine neden oldu. Ackerman, Trump'ın 'sonsuz savaş' formülünün aslında daha düşük yoğunluklu ama daha uzun süreli bir çatışma modeli olduğunu öne sürüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, ABD'nin İran politikasından doğrudan etkilenen bir bölge ülkesi olarak, bu gelişmeyi yakından takip etmek zorunda. Trump'ın formülü İran'a yönelik yaptırımların sürmesi ve bölgesel milis gruplar üzerindeki baskının artması anlamına geliyor. Bu durum, Türkiye'nin Kuzey Irak ve Suriye'deki güvenlik endişelerini daha da karmaşık hale getirebilir. Özellikle İran destekli grupların PKK ve YPG ile olası ittifakları, Türkiye'nin sınır ötesi operasyonlarını zorlaştırabilir. Ayrıca, İran'ın nükleer programındaki belirsizlikler, Türkiye'nin enerji arz güvenliği açısından risk oluşturmakta. ABD'nin İran'ı hedef alan politikaları, Türkiye'yi de bu krizin içine çekme potansiyeli taşıyor.