WASHINGTON, 13 Ağustos - Trump yönetimi defalarca seks ticaretiyle mücadelenin en önemli önceliklerinden biri olduğunu açıkladı. Ancak Adalet Bakanlığı’nın bu konudaki somut adımları, kamuoyunda ve Kongre’de yaratılan beklentileri karşılamaktan uzak. Özellikle büyük davalardaki düşük kovuşturma oranları ve kurum içi koordinasyon eksiklikleri, yönetimin söylemleriyle eylemleri arasındaki uçurumu gözler önüne seriyor.
Gelişmenin arka planı
Trump, 2016 seçim kampanyası sırasında seks ticareti ve çocuk istismarıyla mücadeleyi ‘kutsal bir görev’ olarak nitelendirmişti. Bu söylem, özellikle QAnon gibi aşırı sağ grupların ilgisini çekerken, başkanın seçilmesinin ardından Adalet Bakanlığı’na bu alanda reform yapılacağına dair güçlü bir beklenti oluşmuştu.
Ancak 2017’de göreve başlayan eski Başsavcı Jeff Sessions döneminde, seks ticareti davalarının kovuşturma sayısında beklenen artış yaşanmadı. Bazı federal savcılar, kaynak yetersizliği ve dava önceliklerindeki belirsizlik nedeniyle bu tür davalara yeterince ağırlık verilemediğini ifade etti. 2018’de göreve gelen William Barr döneminde ise daha agresif bir yaklaşım sergileneceği umuldu; ancak istatistikler, dava sayılarında ciddi bir sıçrama olmadığını gösteriyor.
Adalet Bakanlığı sözcüleri, seks ticaretiyle mücadelede önemli ilerlemeler kaydedildiğini savunsa da, bağımsız denetçiler ve sivil toplum kuruluşları, kurumun özellikle çevrimiçi platformlardaki (Backpage.com gibi) seks ticareti ilanlarına yönelik operasyonlarında yavaş davrandığını belirtiyor. 2018’de Backpage’ın kapatılması önemli bir dönüm noktası olarak görülse de, soruşturmaların derinleştirilmesi ve mağdurlara yönelik destek hizmetlerinin güçlendirilmesi konularında atılan adımlar yetersiz bulunuyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Seks ticareti, ABD’de yıllık milyarlarca dolarlık bir yasa dışı ekonomi oluşturuyor ve özellikle göçmen topluluklarını, yoksul mahalleleri ve çocukları hedef alıyor. Amerikan yasaları, bu suçun önlenmesi ve kovuşturulması konusunda ülke içi ve uluslararası işbirliğini zorunlu kılıyor. Ancak Trump yönetiminin göçmen karşıtı politikaları, bazı eyaletlerde mağdurların sınır dışı edilme korkusuyla yetkililere başvurmasını engelliyor. Bu durum, hem mağdur korumasını zayıflatıyor hem de soruşturmaları baltalıyor.
Uluslararası alanda ise ABD’nin seks ticaretiyle mücadele çabaları, özellikle Güneydoğu Asya ve Latin Amerika ülkeleriyle yapılan operasyonlarda kısmi başarılar elde etse de, tutarlı bir strateji izlenmemesi nedeniyle eleştiriliyor. Yönetimin, uluslararası kuruluşlarla işbirliği ve fon desteği konusunda geri adım atması, küresel ölçekte yürütülen mücadeleyi olumsuz etkiledi. Bu durum, insan ticaretiyle mücadelede ABD’nin geleneksel liderlik rolünü sorgulatıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD’deki bu gelişme, Türkiye’nin insan ticaretiyle mücadele politikalarını doğrudan etkilemese de, uluslararası işbirliği bağlamında önemli ipuçları veriyor. Türkiye, özellikle düzensiz göç ve insan kaçakçılığıyla mücadelede ABD ile zaman zaman istihbarat paylaşımı ve ortak operasyonlar yürütüyor. ABD’deki kovuşturma eksiklikleri, bu tür işbirliklerinin etkinliğini azaltabilir. Ayrıca, ABD’nin mağdur koruma politikalarındaki zafiyetler, Türkiye’nin kendi mevzuatını güçlendirme ve uluslararası standartları uygulama çabalarına dikkat çekiyor. Ankara’nın, bu alanda ABD ile yürüttüğü diyalogda daha proaktif bir tutum benimsemesi, hem bölgesel güvenlik hem de insan hakları açısından fayda sağlayabilir.