ABD Başkanı Donald Trump, 3 Kasım 2020 seçimlerine sayılı haftalar kala oylama süreçlerine ilişkin köklü değişiklikler dayatmaya çalışarak eyalet yetkililerinin işini zorlaştırıyor. Seçim kurulları, son dakikada gelen ve tutarsız mesajlar içeren federal yönlendirmelerle hem hukuki hem de operasyonel belirsizlikle boğuşuyor. Uzmanlar, bu durumun seçmen güvenini sarsma ve posta yoluyla oylamaya şüphe düşürme amacı taşıdığını belirtiyor.
Seçim Kurulları Üzerindeki Baskı Artıyor
Trump yönetiminin seçim güvenliği konusundaki çelişkili açıklamaları, eyaletlerin oylama altyapısını planlamasını güçleştiriyor. Başkan, posta yoluyla oylamanın yaygın seçmen sahtekarlığına yol açacağını iddia ederken, federal mahkemeler ve bağımsız uzmanlar bu iddiaları defalarca reddetti. Ancak Beyaz Saray'ın söylemleri, bazı eyaletlerde seçim görevlilerine yönelik tehditleri ve kamuoyunda kafa karışıklığını körüklüyor.
Pandemi nedeniyle milyonlarca Amerikalının posta yoluyla oy kullanması beklenirken, Trump'ınABD Posta Servisi'ne (USPS) yönelik bütçe kesintileri ve dağıtım merkezlerinin kapatılması yönündeki hamleleri, oy pusulalarının zamanında ulaşmasını riske atıyor. Eyalet seçim yetkilileri, son dakikada değişen kuralların kendilerini hazırlıksız yakaladığını ve ek maliyetler çıkardığını dile getiriyor. Örneğin, bazı eyaletler oy pusulalarının elle işlenmesi için ek personel almak zorunda kaldı; diğerleri ise yeni imza doğrulama sistemleri kurmak için haftalar harcadı.
Hukuk uzmanları, Trump'ın federal kaynakları kullanarak eyaletlerin yetkilerine müdahale etmesinin Anayasa'ya aykırı olabileceğini vurguluyor. Seçimlerin yönetimi anayasal olarak eyaletlere bırakılmıştır; federal hükümetin rolü sınırlıdır. Ancak Başkan, yargı atamaları ve yürütme emirleri yoluyla dolaylı baskı kurmaya çalışıyor. Örneğin, Seçim Yardım Komisyonu'na yapılan atamalar ve Adalet Bakanlığı'nın seçim sahtekarlığı soruşturmaları, eyaletleri temkinli adımlar atmaya itiyor.
Küresel Yansımalar ve Demokratik İmaj
ABD'deki bu gelişmeler, dünya genelinde demokrasi standartları açısından endişeyle izleniyor. Uluslararası gözlemciler, seçim sürecinin şeffaflığı ve adilliği konusunda uyarılarda bulunuyor. Avrupa Birliği ve diğer müttefikler, ABD'nin demokratik kurumlarının dayanıklılığını sorguluyor. Trump'ın seçim öncesi hamleleri, otoriter eğilimlerin güçlendiği bir dönemde küresel liberal düzen için test niteliğinde.
Ekonomik açıdan da belirsizlik hakim: Piyasalar, seçim sonuçlarının gecikmesi veya itiraz edilmesi durumunda dalgalanma bekliyor. Posta servisindeki aksaklıklar, iş dünyası için de risk oluşturuyor; zira birçok şirket posta yoluyla kritik belge ve ödeme alışverişi yapıyor. Ayrıca, seçim güvenliğine yönelik siber tehditler de artmış durumda; Rusya ve diğer aktörlerin müdahale girişimleri istihbarat raporlarına yansıdı.
Türkiye gibi ülkeler için ise ABD'deki seçim karmaşası, ikili ilişkilerde belirsizlik yaratıyor. Washington'un iç meselelerle meşgul olması, dış politika gündemini yavaşlatabilir. Özellikle savunma işbirlikleri, ticaret anlaşmaları ve bölgesel güvenlik konularında karar alma süreçleri askıya alınabilir. Türk iş dünyası, ABD pazarındaki istikrarsızlıktan endişe duyuyor; doların seyri ve yaptırım riskleri yakından takip ediliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'deki seçim belirsizliği, Türkiye'nin dış politika ve ekonomik çıkarlarını doğrudan etkiliyor. Washington'da yaşanacak bir kaos, NATO içi işbirliğini zayıflatabilir ve Türkiye'nin S-400, F-35 gibi hassas konulardaki müzakerelerini geciktirebilir. Ayrıca, küresel piyasalarda artan oynaklık, TL üzerinde baskı yaratabilir ve enerji fiyatlarını yükseltebilir. Türkiye, olası bir güç boşluğunda Suriye, Libya ve Doğu Akdeniz'de kendi güvenlik önceliklerini korumak için hazırlıklı olmalı. Seçim sonrası ABD'nin dış politikaya dönmesiyle ikili ilişkilerde yeni bir dengenin kurulması bekleniyor.