İran'ın güney illerinde yaşayan milyonlarca sivil, eski ABD Başkanı Donald Trump'ın azami baskı politikasının ve savaş tehditlerinin gölgesinde, gıda, iş ve normal bir yaşamın en temel gereksinimlerinden yoksun bir şekilde hayatta kalma mücadelesi veriyor. Zayıf ateşkes altında günlük bombalanma riskiyle yaşayan bölge halkı, kendilerini tamamen yalnız ve unutulmuş hissediyor. Uzmanlara göre, bu durum sadece İran'ın iç dinamiklerini değil, tüm Orta Doğu'nun istikrarını tehdit eden bir insani felakete dönüşme potansiyeli taşıyor.
Hayatta Kalma Mücadelesi: Gıda, İş ve Bombalama Korkusu
Güney İran'da, özellikle Basra Körfezi kıyısındaki Huzistan, Buşehr ve Hürmüzgan eyaletlerinde, halk giderek derinleşen bir ekonomik krizle boğuşuyor. Uzun süredir uygulanan ekonomik yaptırımlar, Trump yönetiminin İran'ı hedef alan azami baskı politikasıyla birleşince, temel gıda maddelerinin fiyatları hızla yükseldi. Birçok aile artık pirinç, ekmek ve ilaç gibi temel ihtiyaçlarını dahi karşılayamıyor. İşsizlik oranı özellikle gençler arasında yüzde 40'lara ulaşmış durumda; bu da umutsuzluğu artırıyor ve toplumsal huzursuzluğu körüklüyor.
Ancak ekonomik zorluklar, savaşın getirdiği fiziksel tehditlerin yanında adeta gölgede kalıyor. 2020 yılında ABD'nin İranlı general Kasım Süleymani'ye yönelik suikastının ardından tırmanan gerilim, bölgeyi sürekli bir savaşın eşiğine getirdi. İki ülke arasında varılan kırılgan ateşkes, taraflar arasındaki güvensizliği gidermeye yetmedi. Güney İran halkı, geceleri gökyüzünde yankılanan uçak sesleriyle uyuyor, her an bir bombanın düşebileceği korkusuyla yaşıyor. Yerel yetkililer, sivil savunma ekiplerinin teyakkuzda olduğunu ancak halkın psikolojik olarak tükenmiş durumda olduğunu belirtiyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Ateşkesin Kırılganlığı ve Uluslararası Toplumun Sessizliği
Trump'ın İran politikası, yalnızca İran halkını değil, tüm bölgeyi derinden etkileyen bir istikrarsızlık kaynağı oldu. Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri gibi Körfez ülkeleri, İran'la doğrudan bir çatışmanın kendi topraklarına da sıçramasından endişe ediyor. Bu ülkeler, uzun süredir ABD'nin İran'a yönelik sert tutumunu desteklese de, yaşanan insani krizin bölgesel güvenlik açısından yeni riskler doğurduğunu kabul ediyor. Ayrıca, İran'ın nükleer programı ile ilgili müzakereler, Trump'ın anlaşmadan çekilmesinin ardından askıya alınmış durumda; bu da uluslararası toplumun İran'la ilişkilerini daha da karmaşık hale getiriyor. Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler, krize çözüm bulmak için çaba sarf etse de, somut adımlar atılmış değil.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İran'daki bu istikrarsızlık, Türkiye için ciddi bir güvenlik riski oluşturuyor. Sınır komşusu İran'daki olası bir çöküş, Türkiye'ye yönelik düzensiz göç dalgalarını artırabilir ve terör örgütlerinin bölgede güç kazanmasına zemin hazırlayabilir. Ayrıca, İran'ın enerji kaynakları üzerindeki belirsizlik, Türkiye'nin enerji arz güvenliğini tehdit edebilir. Türkiye, bölgesel istikrarı korumak için İran'la diyaloğunu sürdürmeli ve insani krizin derinleşmesini önleyecek yapıcı bir rol üstlenmelidir. Aksi takdirde, bu durumun bölgesel bir çatışmaya dönüşmesi Türkiye'yi de doğrudan etkileyecektir.