2024 yılında Başkan Donald Trump, ikinci dönemini kazanarak Cumhuriyetçilerin Senato kontrolünü ele geçirmesini sağladı ve kampanyasını “Önce Amerika” sloganı üzerine inşa etti. İki yıl sonra, bazı Demokratlar aynı söylemi sahiplenmeye çalışıyor. “Nereye gitsem, biri gelip ‘Bak, iki üç kez Trump’a oy verdim ve...’ diyor” sözleri, bu değişimin kapı aralığını gösteriyor.
Demokratların ‘Önce Amerika’ Söylemini Sahiplenme Çabası
Trump’ın 2024 zaferinin ardından, Demokrat Parti içinde seçmen nezdinde yaşanan kaymalar tartışılmaya başlandı. Özellikle orta sınıf ve işçi sınıfı beyaz seçmenlerin yanı sıra Latin ve siyah seçmenler arasında da Cumhuriyetçilere yönelen bir eğilim olduğu görüldü. Bu durum, Demokratların uzun süredir savunduğu küreselcilik ve serbest ticaret politikalarının sorgulanmasına yol açtı. Parti içindeki bazı isimler, “Önce Amerika” söyleminin aslında Demokratların da benimseyebileceği bir çerçeve olduğunu savunuyor.
Bu stratejinin arkasında yatan temel düşünce, seçmenin artık geleneksel partizan söylemlerden ziyade somut ekonomik ve güvenlik vaatlerine odaklandığı. Demokratlar, Trump’ın 2016 ve 2024 kampanyalarında kullandığı “Amerika’yı yeniden büyük yap” ve “Önce Amerika” gibi sloganların, aslında Amerikan halkının derin kaygılarına hitap ettiğini fark etti. Bu nedenle, kendi politikalarını bu çerçeveye uyarlayarak, özellikle imalat sanayinin çöküşünden etkilenen bölgelerde ve göçmen karşıtı duyguların güçlü olduğu kesimlerde yeniden rekabet edebileceklerini umuyorlar.
Ancak bu çaba, parti içinde de tartışmalara yol açıyor. Bazı Demokratlar, “Önce Amerika” söyleminin ırkçı ve ayrımcı çağrışımları olduğunu, bunun benimsenmesinin partinin temel değerlerinden uzaklaşmak anlamına geleceğini savunuyor. Yine de, seçim yenilgisinin ardından yapılan anketler, seçmenlerin önemli bir kısmının “Önce Amerika” politikalarını desteklediğini gösteriyor. Örneğin, imalat işlerinin ülkeye geri getirilmesi, sınır güvenliğinin artırılması ve dış askeri müdahalelerin azaltılması gibi konularda iki partinin seçmen tabanı arasında ortak noktalar bulunuyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Demokratların bu söylem değişikliği, sadece ABD iç siyasetiyle sınırlı değil. Küresel düzeyde, ABD’nin dış politikasında bir eksen kayması yaşanabileceği sinyallerini veriyor. “Önce Amerika” doktrini, geleneksel olarak iki partinin de desteklediği uluslararası kurumlara ve ittifaklara mesafeli duruşu beraberinde getiriyor. Eğer Demokratlar da bu söylemi benimserse, NATO, Dünya Ticaret Örgütü ve iklim anlaşmaları gibi yapılara yönelik ABD tutumu daha da belirsiz hale gelebilir. Özellikle Avrupa müttefikleri, ABD’nin savunma harcamalarındaki taahhütlerini sorgulamaya başlayabilir.
Öte yandan, bu değişim Latin Amerika ve Asya-Pasifik bölgelerinde de yankı bulabilir. ABD’nin serbest ticaret anlaşmalarına olan bağlılığının azalması, Çin’in bölgesel ekonomik etkisini artırmasına yol açabilir. Ayrıca, göçmen politikalarındaki sertleşme eğilimi, Meksika ve Orta Amerika ülkeleriyle ilişkileri gerilimli hale getirebilir. Küresel iklim müzakerelerinde ise, ABD’nin pozisyonu belirsizleşirken, diğer ülkelerin taahhütleri üzerinde de olumsuz etki yaratabilir.
Demokratların “Önce Amerika” söylemini sahiplenmesi, uzun vadede partinin kimlik krizini derinleştirebilir. Zira parti, bir yandan küresel liderlik vizyonunu korumaya çalışırken, diğer yandan içe kapanık politikaları benimsemek zorunda kalabilir. Bu ikilem, 2028 seçimlerine giden süreçte Demokratların önündeki en büyük zorluklardan biri olacak gibi görünüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD’de her iki partinin de “Önce Amerika” söylemine yönelmesi, Türkiye-ABD ilişkilerinde yeni bir dönemin habercisi olabilir. Zira bu söylem, ABD’nin dış yardımları ve askeri taahhütlerini gözden geçirmesi anlamına geliyor. Türkiye, NATO içinde ABD’nin güvenlik garantilerine dayanan bir müttefik olarak, Washington’un savunma harcamalarındaki olası dalgalanmalardan etkilenebilir. Öte yandan, ABD’nin Suriye ve Irak’taki askeri varlığını azaltması, Türkiye’nin bölgesel güvenlik hesaplarını yeniden şekillendirebilir. Ekonomik açıdan ise, ABD’nin korumacılık eğilimi artarsa, Türkiye’nin ABD’ye ihracatı olumsuz etkilenebilir. Ancak Türkiye, son yıllarda savunma sanayinde kendi kendine yeterliliğini artırarak ve çeşitlendirilmiş dış politika izleyerek bu tür dalgalanmalara karşı direncini güçlendirmiş durumda. Yine de, ABD’deki siyasi yönelimin yakından izlenmesi, Türkiye’nin stratejik çıkarları açısından kritik önem taşıyor.