Eski ABD Başkanı Donald Trump, İsrail'de 17 Eylül'de yapılacak genel seçimlerden sadece günler önce Başbakan Binyamin Netanyahu'ya açık destek verdi. Aylardır İsrail siyaseti hakkında yorum yapmaktan kaçınan Trump, bu hamlesiyle İsrail seçimlerine doğrudan müdahil oldu. Trump'ın destek açıklaması, iki liderin İran ve Gazze politikalarında yaşadığı görüş ayrılıklarının gölgesinde geldi. Trump ayrıca, İsrail liderliğinin değişmesi halinde ABD'nin "bu işi yapmayabileceği" uyarısında bulunarak, Washington'ın gelecekteki desteğinin Netanyahu'nun iktidarda kalmasına bağlı olabileceği sinyalini verdi.
Gelişmenin arka planı
Trump'ın Netanyahu'ya desteği, iki lider arasındaki ilişkinin inişli çıkışlı seyrini yansıtıyor. Trump görevdeyken Netanyahu ile yakın bir ilişki geliştirmiş, 2017'de Kudüs'ü İsrail'in başkenti olarak tanımış ve 2019'da İsrail'in Golan Tepeleri üzerindeki egemenliğini tanımıştı. Ancak son dönemde, özellikle İran'ın nükleer programına yönelik yaklaşım ve Gazze'deki durum konusunda iki liderin stratejileri ayrıştı. Trump, görevden ayrıldıktan sonra İsrail siyasetine dair yorum yapmaktan kaçınmış, hatta Netanyahu'nun seçim kampanyalarında kendisini kullanmasına mesafeli durmuştu. Bu sessizliğin seçim öncesi bozulması, Trump'ın İsrail seçimlerinin sonucunu etkileme çabası olarak yorumlanıyor.
İsrail'de 17 Eylül'de yapılacak seçimler, Netanyahu'nun siyasi kariyeri açısından kritik bir eşik. Netanyahu, yolsuzluk suçlamalarıyla karşı karşıya ve seçim sonrası koalisyon kurma sürecinde zorluklarla karşılaşabilir. Trump'ın desteği, Netanyahu'nun sağcı tabanını konsolide etmesine ve seçmenlerine uluslararası alanda güçlü bir müttefike sahip olduğu mesajını vermesine yardımcı olabilir. Öte yandan, Trump'ın uyarısı, İsrail seçmenine "Netanyahu'yu seçmezseniz ABD desteğini kaybedebilirsiniz" şeklinde bir baskı unsuru olarak da okunabilir.
Trump'ın açıklaması, ABD'nin İsrail politikasında yaşanan dönüşümün bir parçası. Trump yönetimi, İsrail'e koşulsuz destek verme geleneğini sürdürmüş olsa da, Netanyahu ile kişisel düzeyde yaşanan anlaşmazlıklar zaman zaman kamuoyuna yansımıştı. Özellikle 2020'de Trump'ın Netanyahu'yu "bazı konularda yeterince esnek olmamakla" eleştirdiği biliniyor. Şimdi ise Trump, Netanyahu'yu destekleyerek aslında kendi Orta Doğu vizyonunu da savunuyor: İran'a karşı sert çizgi ve Filistin meselesinde statükoyu koruma.
Bölgesel ve küresel boyut
Trump'ın Netanyahu'ya desteği, Orta Doğu'da dengelerin yeniden şekillendiği bir dönemde geldi. İsrail, İran'ın nükleer programına yönelik endişelerini sürdürürken, Gazze'deki insani kriz ve Filistin meselesi uluslararası toplumun gündeminde. Trump'ın açıklaması, ABD'nin İsrail'e olan desteğinin kişisel liderlik ilişkilerine bağlı olduğu algısını güçlendirebilir. Bu durum, bölgedeki diğer aktörlerin (Suudi Arabistan, BAE, Mısır gibi) ABD'nin tutarlılığı konusunda soru işaretleri yaşamasına yol açabilir. Ayrıca, Trump'ın uyarısı, İsrail'in savunma ve istihbarat alanında ABD'ye olan bağımlılığını hatırlatması bakımından da önemli.
Küresel ölçekte ise Trump'ın bu hamlesi, ABD iç siyasetinde de yankı bulabilir. Trump, 2024 başkanlık seçimlerine hazırlanırken, Evanjelik Hristiyan tabanına ve İsrail yanlısı seçmenlere mesaj veriyor. Netanyahu'ya destek, Trump'ın Cumhuriyetçi Parti içindeki etkisini pekiştirme çabası olarak da görülebilir. Öte yandan, Demokrat Parti içindeki İsrail eleştirisi artarken, Trump'ın Netanyahu'ya sarılması, İsrail meselesini ABD'de kutuplaşmış bir siyasi mesele haline getirebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Trump'ın Netanyahu'ya seçim öncesi desteği, Türkiye'nin Orta Doğu politikası açısından dikkatle izlenmeli. Türkiye, İsrail ile ilişkilerinde Filistin meselesini merkeze alıyor ve Gazze'deki insani duruma yönelik eleştirilerini sürdürüyor. Trump'ın Netanyahu'yu desteklemesi, ABD'nin İsrail'e koşulsuz desteğinin süreceği anlamına geliyor; bu da Türkiye'nin ABD ile İsrail politikaları konusundaki görüş ayrılığını derinleştirebilir. Öte yandan, İsrail'de lider değişikliği olması halinde bile ABD'nin tutumunun kişisel ilişkilere bağlı kalması, bölgesel barış sürecine dair belirsizliği artırıyor. Türkiye, bu tür müdahalelerin seçim sonuçlarını etkilememesi gerektiğini savunurken, kendi bölgesel etkisini korumak için diplomatik kanalları açık tutmalı.