ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin Suudi Arabistan’la üzerinde çalıştığı nükleer iş birliği anlaşması, uranyum zenginleştirme ve plütonyum ayrıştırma gibi hassas faaliyetlerde ‘altın standart’ olarak bilinen sıkı güvenceleri içermemesi halinde ciddi yayılma riskleri doğuracak. Anlaşmanın henüz kamuoyuna açıklanmayan detayları, uzmanlar arasında Körfez’de bir silahlanma yarışını tetikleyebileceği endişesi yaratıyor.
Gelişmenin arka planı
Trump yönetimi, Suudi Arabistan’ın sivil nükleer enerji programını geliştirmesine yardımcı olmak amacıyla bir ‘123 anlaşması’ üzerinde çalışıyor. ABD yasalarına göre bu tür anlaşmalar, nükleer malzeme ve teknolojinin transferini düzenliyor. Ancak standart bir 123 anlaşması, alıcı ülkenin uranyum zenginleştirme ve plütonyum ayrıştırma yapmasını engelleyen hükümler içeriyor. Suudi Arabistan ise bu tür kısıtlamalara sıcak bakmıyor; Veliaht Prens Muhammed bin Selman, ülkesinin ‘nükleer silah geliştirme niyeti olmadığını’ ancak İran’ın nükleer programına karşı ‘seçeneklerini açık tutmak istediğini’ belirtmişti.
ABD Enerji Bakanlığı ve Dışişleri Bakanlığı yetkilileri, anlaşmanın henüz son halini almadığını, ancak müzakerelerin ilerlediğini teyit etti. Eski nükleer silah kontrolü yetkilileri, ‘altın standart’tan herhangi bir tavizin, Suudi Arabistan’a askeri amaçlı uranyum zenginleştirme kapasitesi kazandırabileceği uyarısında bulunuyor. Ayrıca anlaşmanın, Suudi Arabistan’ın 2030 Vizyonu kapsamında nükleer enerji yatırımlarını hızlandırmayı hedeflediği bir döneme denk gelmesi dikkat çekiyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Suudi Arabistan’ın nükleer silah üretebilecek bir altyapıya kavuşması, Ortadoğu’da dengeleri temelden sarsabilir. İran, uzun yıllardır uluslararası toplumla nükleer programı nedeniyle gerilim yaşarken, Suudi Arabistan’ın benzer bir kapasiteye sahip olması bölgede bir nükleer silahlanma yarışını tetikleyebilir. Birleşik Arap Emirlikleri, halihazırda ‘altın standart’ güvenceleri kabul eden tek Körfez ülkesi konumunda. Suudi Arabistan’ın farklı bir muamele görmesi, diğer ülkelerin de benzer tavizler talep etmesine yol açabilir.
Uzmanlar, anlaşmanın Kongre’den geçmesi gerektiğini ancak Trump yönetiminin olası bir vetoyu göze alarak anlaşmayı zorlayabileceğini belirtiyor. Ayrıca Suudi Arabistan, Çin ve Rusya gibi diğer tedarikçilerle de nükleer iş birliği müzakereleri yürütüyor. ABD’nin bu alandaki jeopolitik avantajını kaybetmemek için daha esnek bir pozisyon benimsemesi bekleniyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Akkuyu Nükleer Santrali ile nükleer enerji alanında önemli bir adım atarken, Suudi Arabistan’ın olası bir nükleer silah kapasitesi kazanması bölgesel güvenlik dengesini etkileyebilir. Türkiye, uzun süredir Ortadoğu’da nükleer silahlardan arındırılmış bir bölge çağrısı yapıyor. Suudi Arabistan’ın zenginleştirme faaliyetlerine izin veren bir anlaşma, bu hedefi zora sokabilir. Ayrıca Türkiye, ABD ile yürüttüğü nükleer iş birliği görüşmelerinde benzer kısıtlamalarla karşılaşabileceği için, anlaşmanın emsal teşkil etmesi endişe verici. Bölgedeki nükleer gerilimin tırmanması, Türkiye’nin savunma stratejilerini yeniden değerlendirmesini gerektirebilir.