Küba, ABD Başkanı Donald Trump’ın öngörülemez dış politikasının gölgesinde ekonomik ve siyasi bir dönüm noktasından geçiyor. Adanın geleceği, Trump yönetiminin uyguladığı sert yaptırımlar ve diplomatik baskılar nedeniyle belirsizliğini koruyor. Kübalı şarkıcı Willy Chirino’nun 1990’lardaki “Nuestro día ya viene llegando (Günümüz geliyor)” şarkısı, bugün de adanın içinde bulunduğu karanlık tabloya ışık tutuyor. O dönemde Sovyetler Birliği’nin çöküşüyle derin bir krize giren Küba, şimdi de Trump’ın izlediği politikalar nedeniyle benzer bir ekonomik ve toplumsal çöküşle karşı karşıya.
Trump’ın yaptırımları ve Küba’nın ekonomik krizi
Trump yönetimi, 2017’den bu yana Küba’ya yönelik yaptırımları artırarak, Obama döneminde başlayan normalleşme sürecini tersine çevirdi. ABD’nin uyguladığı ticaret ambargosu, turizm kısıtlamaları ve havale yasağı, Küba ekonomisini ciddi şekilde etkiliyor. Ada, temel gıda maddeleri, ilaç ve yakıt gibi hayati ihtiyaçlarda ciddi sıkıntılar yaşıyor. Resmi olmayan verilere göre enflasyon yüzde 70’in üzerinde seyrederken, halk alım gücünün büyük ölçüde azalmasıyla mücadele ediyor. Küba hükümeti, pandemi sonrası turizm gelirlerinin düşmesi ve ABD yaptırımlarının ağırlaşmasıyla birlikte, 1990’lardaki “Özel Dönem”i aratmayan bir krizle karşı karşıya.
Küba Devlet Başkanı Miguel Díaz-Canel, halkı dayanışmaya çağırırken, ABD’nin politikalarını “ekonomik savaş” olarak nitelendiriyor. Ancak muhalif kesimler, hükümetin iç reformları yetersiz bulduğu için eleştirilerini sürdürüyor. 2021’deki büyük çaplı protestolar, halkın ekonomik sıkıntıya karşı tepkisini gösterse de, hükümetin baskıcı tutumu değişmedi. Uluslararası Af Örgütü, Küba’da ifade özgürlüğü ve toplanma hakkının ciddi şekilde kısıtlandığını rapor ediyor.
Bölgesel ve küresel boyut: Latin Amerika’da yankılar
Küba’daki kriz, Latin Amerika’da dengeleri etkiliyor. Venezuela ve Nikaragua gibi ABD karşıtı ülkeler, Küba’nın zor durumundan endişe duyarken, Brezilya ve Arjantin gibi ülkeler adada istikrarın korunmasından yana. ABD’nin bölgedeki politikaları, özellikle Demokratların kontrolündeki Kongre’de eleştirilere yol açıyor. Bazı Kongre üyeleri, Trump’ın Küba’ya yönelik yaptırımlarının insani bir krize yol açtığını savunuyor. Ancak Cumhuriyetçiler, yaptırımların Küba rejimini zayıflattığını ve demokratik değişimi hızlandırdığını iddia ediyor. Öte yandan, Çin ve Rusya gibi ülkeler, Küba’ya ekonomik ve askeri destek sağlayarak ABD’nin nüfuzunu dengelemeye çalışıyor. Çin, Havana’da altyapı projelerine yatırım yaparken, Rusya da enerji ve savunma alanında işbirliğini artırıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Küba krizi, Türkiye’nin Latin Amerika açılımı kapsamında dikkatle izlemesi gereken bir gelişme. Türkiye, Küba ile ticari ve diplomatik ilişkilerini son yıllarda geliştirmiş, Havana’da büyükelçilik açmıştı. Ada’daki istikrarsızlık, Türk yatırımcıların turizm ve tarım alanındaki potansiyel planlarını etkileyebilir. Ayrıca, Küba’nın uluslararası arenada Venezuela gibi ülkelerle kurduğu ittifaklar, Türkiye’nin bölgedeki dengeleri anlaması açısından önem taşıyor. ABD’nin Küba’ya yönelik yaptırımlarının Doğu Akdeniz’deki gerginliklerle bağlantısı olmasa da, Türkiye, ABD’nin öngörülemez politikalarının küresel ticarete etkilerini hesaba katmak zorunda.