Eski ABD Başkanı Donald Trump'ın onay oranı, başkanlık tarihindeki en düşük seviyelere geriledi. 2021'de görevden ayrıldığından bu yana yapılan anketlerde, Amerikan halkının yalnızca %30'u Trump'ın başkanlık performansını onayladığını belirtiyor. Bu oran, modern ABD siyasi tarihinde görülmemiş bir düşüşe işaret ediyor. Ancak tarihsel veriler, birçok başkanın görev süreleri boyunca düşük onay oranlarıyla karşılaştığını ve sonradan daha olumlu hatırlandığını gösteriyor. Peki, Trump için de benzer bir toparlanma mümkün mü?
Gelişmenin Arka Planı
Donald Trump, 2017-2021 yılları arasında başkanlık yapmış, dönemi boyunca sürekli olarak tartışmalı kararları ve sert üslubuyla gündem olmuştu. Onay oranları, başkanlığının ilk yılında %45 civarındayken, dönem içinde yaşanan salgın, ekonomik belirsizlikler ve sosyal olaylar nedeniyle giderek düştü. Görev süresinin sonunda onay oranı %34'lere kadar gerilemişti.
Son anketler, Trump'ın bugünkü onay oranının %30'a düştüğünü gösteriyor. Bu, Gallup'un 1945'ten bu yana yaptığı başkanlık onay anketlerinde en düşük seviye olarak kayıtlara geçti. Karşılaştırıldığında, Barack Obama'nın görev süresi sonundaki onay oranı %59, George W. Bush'un ise %35 idi. Trump'ın bu düşüşü, partisi içindeki etkisini ve 2024'te yeniden aday olma ihtimalini sorgulatıyor.
Tarihsel örnekler, Harry Truman'ın onay oranının Kore Savaşı sırasında %22'ye düştüğünü, ancak daha sonra tarihçiler tarafından övgüyle anıldığını hatırlatıyor. Benzer şekilde, Richard Nixon'ın Watergate skandalı sonrasında istifa etmesine rağmen, bazı dış politika başarıları nedeniyle kısmen itibarını geri kazandığı söylenebilir. Ancak uzmanlar, Trump'ın durumunun bu örneklerden farklı olduğunu, çünkü onun siyasi mirasının hâlâ derin bir kutuplaşma yarattığını belirtiyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Trump'ın düşük onay oranı, yalnızca ABD iç siyaseti açısından değil, uluslararası ilişkilerde de yansımalar yaratıyor. Görevde olduğu dönemde Trump, ticaret savaşlarından NATO'nun rolüne kadar pek çok alanda geleneksel diplomatik kalıpları yıkmış, müttefiklerle ilişkilerde gerilimlere yol açmıştı. Bu politikalar, özellikle Avrupa ve Asya'da ABD'nin güvenilirliği konusunda soru işaretleri uyandırmıştı.
Şimdi, Trump'ın siyasi geleceği belirsizliğini korurken, küresel piyasalar ve uluslararası toplum, 2024 seçimlerinin sonucuna göre ABD dış politikasının yeniden şekillenebileceğini öngörüyor. Uzmanlara göre, Trump'ın popülaritesindeki düşüş, Cumhuriyetçi Parti içinde yeni adayların önünü açabilir ve bu da ABD'nin dış politika önceliklerini değiştirebilir. Ancak bu değişimin ne yönde olacağı, ABD'nin küresel güç dengesindeki rolü açısından belirleyici olacak.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Trump'ın onay oranındaki düşüş, Türkiye'yi doğrudan etkilemese de, ABD'nin müstakbel başkanının kim olacağı Türk-Amerikan ilişkileri için hayati önem taşıyor. Trump dönemi, Türkiye ile ABD arasında S-400 savunma sistemi krizi ve F-35 programından çıkarılma gibi önemli gerginliklere sahne olmuştu. Biden yönetimi ise daha öngörülebilir bir diplomatik dil benimserken, yaptırımlar ve insan hakları konularında eleştirilerini sürdürüyor. Türkiye, ABD siyasetindeki belirsizliği yakından izliyor; çünkü 2024 seçimlerinde hangi adayın kazanacağı, iki ülke arasındaki savunma sanayii iş birliğinden enerji politikalarına kadar birçok alanda ilişkilerin seyrini belirleyecek. Küresel ölçekte ise, ABD başkanının zayıf iç destekle çalışması, uluslararası krizlerde tutarlı bir liderlik sergileme kapasitesini azaltabilir; bu durum, NATO müttefiki olarak Türkiye'nin güvenlik endişelerini artırabilir.