ABD Başkanı Donald Trump, Salı günü Fransa'da gazetecilere yaptığı açıklamada, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun Lübnan konusunda "daha sorumlu" davranması gerektiğini söyledi. Trump, İsrail'in Lübnanlı Hizbullah grubuna karşı yürüttüğü askeri operasyonlarının kapsamını eleştirerek, "Netanyahu'nun daha dikkatli olması gerekiyor. Bu operasyonlar çok büyük boyutlara ulaştı ve bölgesel istikrarı tehdit ediyor" ifadelerini kullandı. Anadolu Ajansı'nın aktardığına göre, Trump'ın bu açıklamaları, İsrail'in Lübnan'ın güneyinde Hizbullah mevzilerine yönelik son haftalarda yoğunlaştırdığı hava saldırıları ve topçu ateşi sonrasında geldi.
Trump Netanyahu ilişkilerinde yeni dönem
Trump ve Netanyahu arasındaki ilişkiler, ABD başkanının ilk döneminde oldukça yakın seyretmişti. Trump, Kudüs'ü İsrail'in başkenti olarak tanımış, Golan Tepeleri'ndeki İsrail egemenliğini onaylamış ve İran nükleer anlaşmasından çekilmişti. Ancak son dönemde Trump, Netanyahu'nun Lübnan politikasına yönelik eleştirilerini artırdı. Uzmanlara göre bu, ABD'nin Orta Doğu'da geniş çaplı bir savaş istemediğinin işareti. Trump'ın Fransa'da yaptığı açıklamada, "Lübnan'da daha fazla can kaybı istemiyoruz. İsrail'in kendini savunma hakkı var ama bunu yaparken sivil kayıpları minimize etmeli ve orantılı güç kullanmalı" dediği aktarıldı. Beyaz Saray'dan yapılan yazılı açıklamada ise Trump'ın Netanyahu ile telefon görüşmesinde de aynı mesajları ilettiği belirtildi.
İsrail ordusu, Ekim 2023'te Hamas'ın saldırısının ardından Gazze'ye yoğun operasyonlar düzenlerken, kuzey sınırında da Hizbullah ile çatışmalar tırmandı. Hizbullah, İsrail'in kuzeyine roket ve füzeler atarken, İsrail de Lübnan'ın güneyindeki hedefleri vurdu. Son bir ayda İsrail'in Lübnan'a yönelik hava saldırılarında en az 300 kişinin öldüğü, yüzlerce kişinin yaralandığı bildiriliyor. Trump'ın açıklamaları, bu saldırıların durdurulmasına yönelik uluslararası baskının arttığı bir döneme denk geldi. Fransa ve Birleşmiş Milletler de taraflara itidal çağrısı yaparken, ABD'nin bölgedeki askeri varlığını artırdığı biliniyor.
Bölgesel ve küresel yansımalar
Trump'ın Netanyahu'yu eleştirmesi, ABD-İsrail ilişkilerinde nadir görülen bir durum. Washington, geleneksel olarak İsrail'e güçlü diplomatik ve askeri destek sağlarken, kamuoyu önünde eleştiriden kaçınır. Ancak Trump'ın bu çıkışı, ABD iç siyasetinde İsrail yanlısı grupların da dikkatini çekti. Bazı analistler, Trump'ın 2024 başkanlık seçimleri öncesinde savaş karşıtı seçmenlere mesaj vermeye çalıştığını belirtiyor. Öte yandan, İsrail'deki koalisyon hükümeti, Lübnan konusunda sert bir tutum izlemeye devam ediyor. Netanyahu, daha önce yaptığı açıklamada, "Hizbullah'ı güney Lübnan'dan sürmek için her türlü önlemi alacağız" demişti. Trump'ın uyarılarına rağmen İsrail'in operasyonlarına devam etmesi, iki ülke arasında diplomatik bir krize yol açabilir.
Bölge ülkeleri, Trump'ın açıklamalarını yakından takip ediyor. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi Körfez ülkeleri, İsrail ile normalleşme sürecini desteklerken, Lübnan'da istikrarın sağlanmasını istiyor. İran ise Hizbullah'a destek verdiğini açıklarken, ABD'nin bölgeden çekilmesi çağrısı yapıyor. Lübnan hükümeti, İsrail saldırılarının ülkenin güneyinde büyük yıkıma yol açtığını ve yüz binlerce kişinin yerinden edildiğini duyurdu. Uluslararası Kızılhaç Komitesi, bölgedeki insani durumun kötüleştiğini ve acil yardım gerektiğini bildirdi. Trump'ın uyarısı, taraflar arasında ateşkes müzakerelerinin yeniden başlamasına zemin hazırlayabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin güney sınırındaki istikrarı doğrudan etkiliyor. Lübnan ve İsrail arasındaki çatışmaların tırmanması, Doğu Akdeniz'de Türkiye'nin enerji güvenliğini ve deniz yetki alanlarını tehdit edebilir. Türkiye, daha önce Hizbullah'ı terör örgütü olarak nitelendirmemiş, ancak Lübnan'ın toprak bütünlüğünü desteklemiştir. Trump'ın Netanyahu'yu uyarması, Ankara'nın bölgede diplomatik girişimler için bir fırsat penceresi açabilir. Türkiye, hem İsrail hem de Lübnan ile ilişkilerini dengede tutarak, bölgesel gerilimi azaltma çabalarına katkıda bulunabilir. Ayrıca, bu durum Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki enerji politikalarını ve Rusya ile olan ilişkilerini de etkileyebilir. Sonuç olarak, Türkiye'nin bu krizde aktif bir arabuluculuk rolü üstlenmesi, hem kendi çıkarları hem de bölgesel barış için önemli olacaktır.