ABD Başkanı Donald Trump, Pazar günü NBC News'in önde gelen muhabiri Peter Alexander'a yönelik sert eleştirilerini sürdürdü ve federal medya düzenleyicilerinin gazeteciyi 'cezalandırması' çağrısında bulundu. Kasım ayındaki ara seçimler öncesinde aday desteklerine ilişkin haberleri nedeniyle hayal kırıklığı yaşayan Trump, kendi sosyal medya platformu Truth Social üzerinden Alexander'ın kendisine yönelik 'nefret dolu' bir yaklaşım sergilediğini öne sürdü. Bu açıklamalar, ABD'de medya ile hükümet arasındaki gerilimin bir kez daha alevlenmesine yol açarken, ifade özgürlüğü ve basın bağımsızlığı tartışmalarını da beraberinde getirdi.
Gelişmenin arka planı ve Trump'ın medya ile imtihanı
Donald Trump, başkanlık döneminde olduğu gibi görevden ayrıldıktan sonra da geleneksel medyaya yönelik eleştirilerini sürdürüyor. Özellikle Nisan 2023'te Manhattan'da hakkında açılan ceza davasıyla gündeme gelen Trump, bu süreçte NBC gibi ana akım medya kuruluşlarının yeşil ışıkla davrandığını sık sık dile getirmişti. Pazar günkü açıklamalarında ise Alexander'ın, kendisinin Fort Worth, Teksas mitingiyle ilgili bir haberde 'yalana dayalı bir kurgu' yaptığını belirterek, Federal İletişim Komisyonu'na (FCC) bu durumu inceleme görevi düştüğünü ifade etti. "FCC'nin bir gazetecinin yayın lisansını geri alabileceğine inanıyorum; bu tür önyargılı, yanıltıcı habercilik kabul edilemez," diyen Trump'ın bu sözleri, uzmanlar tarafından medyayı sindirme girişimi olarak yorumlandı.
Trump'ın bahsettiği kişi olan Peter Alexander, NBC News'in Washington baş muhabiri olarak biliniyor ve daha önce de Trump döneminde Beyaz Saray muhabirleriyle yaşanan gerilimlerin odağında yer almıştı. Uzun yıllardır ulusal güvenlik ve siyaset alanlarında çalışmalar yürüten Alexander, özellikle Covid-19 pandemisi sırasında Trump'ın sağlık politikalarını sorgulayan sorularıyla tanınıyor. Trump ise sosyal medya platformlarında Alexander'ın adını anarak 'yanıltıcı haber' yaptığı gerekçesiyle FCC'ye şikayet edilmesi gerektiğini savunuyor. Ancak FCC, ABD'de yayın lisanslarını düzenleyen bağımsız bir kurum olarak öne çıkarken, içerik denetimi ve ifade özgürlüğü konusunda anayasal sınırlamalarla karşı karşıya. Uzmanlar, Başkan'ın bir muhabiri hedef alarak kurumsal bir ceza talep etmesinin, basın özgürlüğüne yönelik tehdit olarak algılandığını vurguluyor.
ABD First Amendment yani İlk Değişiklik, Kongre'ye basın özgürlüğünü kısıtlama yetkisi tanımıyor. Bu bağlamda FCC'nin, haber içeriği nedeniyle bir gazeteciyi cezalandırması hukuken mümkün görünmüyor. Mevcut FCC Başkanı Jessica Rosenworcel ise Demokrat Parti üyesi olarak atanmıştı ve Trump'ın çağrısına henüz bir yanıt vermedi. Trump'ın bu söylemi, özellikle ara seçimlere kısa bir süre kala oyların şekillenmesinde medyanın rolüne dair tartışmaları da beraberinde getiriyor. Cumhuriyetçi seçmenlerin bir bölümü tarafından desteklenen bu yaklaşım, ana akım medya ile muhafazakar kesim arasındaki güven bunalımının daha da derinleşmesine neden olabilir.
Bölgesel ve küresel boyut: Medya ve siyaset arasındaki gerilim
Trump'ın bu çıkışı, yalnızca ABD iç siyasetini değil, aynı zamanda küresel çapta medya bağımsızlığı ve hükümetlerin basın üzerindeki etkisi tartışmalarını da yeniden gündeme getiriyor. Son yıllarda dünya genelinde birçok liderin, hükümet yanlısı olmayan medya kuruluşlarına yönelik baskıları artırdığı gözlemleniyor. Özellikle Macaristan'da Viktor Orban ve Polonya'da hükümetin medya üzerindeki kontrolü, Avrupa Birliği ile yaşanan gerilimlerin başlıca nedenleri arasında yer alıyor. ABD gibi demokratik bir ülkede eski bir başkanın, medya düzenleyicilerini hedef alarak muhabirlere yaptırım uygulanmasını istemesi, uluslararası toplumda ifade özgürlüğü endişelerini körüklüyor.
Öte yandan Trump'ın bu söylemi, 2024 başkanlık seçimleri öncesinde de önemli bir sinyal olarak değerlendiriliyor. Anketlerde Cumhuriyetçi Parti içinde hala güçlü bir destek bulan Trump, seçim kampanyasını 'sistem karşıtı' söylemler üzerine kuruyor. Bu bağlamda medyaya yönelik düşmanlık, seçmen tabanını mobilize etme aracı olarak kullanılıyor. Kısa süre önce Fox News'in en çok izlenen isimlerinden Tucker Carlson ile yaşanan anlaşmazlık da bu tablonun bir parçası. Trump'ın FCC çağrısı, muhafazakar medya kuruluşları arasında da farklı tepkilere yol açarken, bazıları bu girişimin anayasaya aykırı olduğunu savunuyor. Amerikan Sivil Özgürlükler Birliği (ACLU) gibi sivil toplum örgütleri ise Trump'ın bu talebini 'sansüre yönelik bir adım' olarak nitelendiriyor.
Bu gelişmeler, Amerika'nın demokratik kurumlarının dayanıklılığına ilişkin testlerden biri olarak kabul ediliyor. Bağımsız basın, demokratik toplumların temel direklerinden biri olarak görülüyor ve bu tür girişimler, kamuoyu nezdinde basına duyulan güveni daha da aşındırabilir. Haber odaklı yayın kuruluşları arasında dayanışma çağrıları yükselirken, Trump'ın bu çıkışı aynı zamanda müttefik ülkelerde de otoriter eğilimlerle mücadele eden demokratlara mesaj veriyor. Küresel ölçekte medya özgürlüğü endekslerinde ABD'nin giderek sıralamada gerilemesi endişe verici bir eğilim; Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) verilerine göre ABD, 2023 yılı raporunda 45. sırada yer alıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişmenin Türkiye'ye doğrudan bir yansıması olmamakla birlikte, küresel medya özgürlüğü tartışmaları bağlamında önemli bir örnek teşkil ediyor. Türkiye, son yıllarda medya bağımsızlığı konusunda uluslararası raporlarda sık sık eleştirilen ülkeler arasında. ABD'de yaşanan bu tür vakaların, Türkiye'deki hükümet çevrelerince kendi politikalarını meşrulaştırmak için kullanılabileceği değerlendiriliyor. Öte yandan, ABD'deki gelişmelerin, Türkiye'nin demokrasi karnesini daha da sorgulanır hale getiren bir faktör olarak görülmemesi gerekiyor; ancak her iki ülkede de ifade özgürlüğü standartlarının korunması, demokratik değerlere bağlılığın bir göstergesi olacaktır.