ABD Başkanı Donald Trump yönetimi, ülkedeki sığınmacıları kabul eden ve yerleştiren Mülteci Yerleştirme Bürosu'nu (Office of Refugee Resettlement - ORR) 410 milyon dolarlık bir sınır dışı operasyonuna dönüştürdü. The New York Times'ın haberine göre, göçmenleri kendi ülkeleri dışındaki ülkelere göndermek için gizli anlaşmalar yapılıyor. Bu operasyon, Trump'ın seçim kampanyasının merkezindeki sert göçmen karşıtı politikalarının somut bir adımı olarak öne çıkıyor.
Mülteci Bürosunun Dönüşümü ve Gizli Anlaşmalar
ORR, geleneksel olarak ABD'ye kabul edilen mültecilere yardım sağlamak, onları eyaletlere yerleştirmek ve entegrasyonlarını desteklemekle görevliydi. Ancak Trump döneminde büronun misyonu kökten değiştirildi. Artık ORR, sığınmacıları ve göçmenleri üçüncü ülkelere göndermek için kullanılan bir araç haline geldi. 410 milyon dolarlık bütçe, bu operasyonun büyüklüğünü gözler önüne seriyor.
Habere göre, yönetim çeşitli ülkelerle ikili anlaşmalar yaparak, ABD'de bulunan göçmenleri bu ülkelere göndermeyi planlıyor. Bu anlaşmaların içeriği kamuoyundan gizleniyor. İsimleri açıklanmayan yetkililere dayandırılan bilgilere göre, anlaşmalar kapsamında göçmenlerin kendi ülkelerine değil, üçüncü ülkelere gönderilmesi hedefleniyor. Bu uygulama, uluslararası hukuk ve insan hakları açısından ciddi endişeler doğuruyor.
Trump yönetimi, göçmenleri üçüncü ülkelere gönderme fikrini ilk olarak 2019'da gündeme getirmişti. O dönemde Guatemala, Honduras ve El Salvador ile benzer anlaşmalar yapılmıştı. Ancak pandemi ve hukuki itirazlar nedeniyle bu planlar tam olarak uygulanamamıştı. Şimdi ise ORR üzerinden bu politikalar daha sistematik bir şekilde hayata geçiriliyor.
Operasyonun Bölgesel ve Küresel Yansımaları
ABD'nin göçmenleri üçüncü ülkelere gönderme politikası, sadece göçmenleri değil, bu ülkeleri de doğrudan etkiliyor. Orta Amerika ülkeleri, yıllardır ABD'ye göç veren ülkeler olarak bu tür anlaşmalara mesafeli yaklaşıyor. Ancak ekonomik baskılar ve ABD ile ilişkileri bozma korkusu, bu ülkeleri anlaşmalara zorlayabiliyor. Örneğin, Guatemala daha önce benzer bir anlaşmayı imzalamış, ancak uygulama sürecinde büyük zorluklarla karşılaşmıştı.
Bu tür uygulamalar, uluslararası mülteci hukukuna aykırılık teşkil ediyor. 1951 Cenevre Sözleşmesi ve ek protokolleri, mültecilerin geri gönderilmesini (non-refoulement ilkesi) yasaklıyor. Göçmenlerin kendi ülkelerine değil de üçüncü bir ülkeye gönderilmesi, eğer o ülkede güvenlikleri garanti altına alınmıyorsa, dolaylı geri gönderme anlamına gelebilir. Uluslararası Af Örgütü ve İnsan Hakları İzleme Örgütü gibi kuruluşlar, bu politikaları sert bir şekilde eleştiriyor.
Öte yandan, Trump yönetiminin bu hamlesi, göçmen karşıtı seçmen tabanını memnun etmeyi amaçlıyor. 2024 seçimlerine giden süreçte göçmenlik, en önemli seçim maddelerinden biri haline gelmişti. Trump, sınır güvenliği ve sınır dışı operasyonlarını sık sık gündeme getirerek bu tabanı konsolide etmeye çalışıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'nin göçmenleri üçüncü ülkelere gönderme politikası, Türkiye'nin de yakından takip ettiği bir konu. Türkiye, Suriyeli mülteciler başta olmak üzere 4 milyondan fazla sığınmacıya ev sahipliği yapıyor ve benzer şekilde mültecilerin geri gönderilmesi tartışmaları yaşıyor. ABD'nin bu uygulaması, küresel mülteci rejiminin zayıflamasına ve devletlerin tek taraflı politikalar izlemesine yol açabilir. Türkiye, ABD ile ilişkilerinde göçmen konusunu bir koz olarak kullanabilir; ancak aynı zamanda uluslararası hukuka uygunluk açısından eleştirilerle karşılaşabilir. Bu gelişme, Türkiye'nin sığınmacı politikalarını gözden geçirmesine neden olabilir.