Bu yaz, Kaliforniya'daki Yosemite Ulusal Parkı, rekor seviyedeki ziyaretçi akınıyla boğuşuyor. Park içindeki yollarda kilometrelerce uzayan araç kuyrukları, dolup taşan otoparklar ve aşırı kalabalık kamp alanları, Amerikan milli park sisteminin karşı karşıya olduğu derin krizin sadece bir yansıması. Eski Başkan Donald Trump'ın döneminde başlatılan bütçe kesintileri ve bakım eksiklikleri, bu eşsiz doğal mirasın sürdürülebilirliğini tehdit ediyor. Peki, "Amerika'nın en iyi fikri" olarak nitelendirilen bu milli parklar, kaynakların giderek kısıtlandığı bir gelecekte ayakta kalabilecek mi?
Arka plan: Tarihi yoğunluk ve yetersiz kaynaklar
Haziran ayının sonunda, tertemiz bir güneşli sabah, Yosemite Vadisi'ndeki eski sekoya ağaçlarının gölgelediği patikalarda benekli ışıklar dans ediyordu. Ancak bu pastoral manzaranın altında, parkın altyapısı çökme noktasına gelmiş durumda. Park yetkililerine göre, 2024 yaz sezonunda günlük ziyaretçi sayısı 20 bini aştı ve bu, pandemi sonrası artan doğa turizmi talebiyle birleşti. Millî Park Servisi (NPS) verilerine göre, Yosemite tek başına yılda 4 milyondan fazla ziyaretçi ağırlıyor ve bu yoğunluk, parkın sınırlı altyapısı üzerinde büyük baskı yaratıyor.
Trump yönetimi döneminde, NPS bütçesi reel olarak yüzde 15 oranında azaltıldı. Bunun sonucunda, parklardaki bakım çalışmaları ertelendi; tuvaletler, yürüyüş yolları ve ziyaretçi merkezleri bakımsız kaldı. Park korucularının sayısı azaltıldı ve çevre eğitimi programları askıya alındı. Şu an NPS'nin birikmiş bakım borcu 22 milyar doları aşmış durumda. Uzmanlar, bu kesintilerin özellikle iklim değişikliğinin etkileriyle birleştiğinde –orman yangınları, kuraklık, eriyen buzullar– park ekosistemleri için geri dönülemez hasarlara yol açabileceği uyarısında bulunuyor.
Bölgesel ve küresel boyut: Doğal mirasın geleceği
ABD milli parkları sadece Amerikalılar için değil, dünyanın dört bir yanından gelen turistler için de önemli bir çekim merkezi. Her yıl 300 milyondan fazla ziyaretçi, bu parkları keşfetmek için milyarlarca dolar harcıyor. Ancak Yosemite'deki trafik sıkışıklığı, Grand Canyon'daki aşırı kalabalık ve Yellowstone'daki altyapı çöküşü, bu modelin sürdürülemez olduğunu gösteriyor. Biden yönetimi, bütçeyi artırma sözü verse de, Kongre'deki siyasi kutuplaşma nedeniyle kalıcı bir çözüm bulunamıyor. Uzun vadede, ziyaretçi sayılarının sınırlandırılması, rezervasyon sistemlerinin getirilmesi ve özel sektör ortaklıkları gibi tartışmalı önlemler gündeme gelebilir.
Dünya genelinde milli parklar benzer sorunlarla karşı karşıya. Kenya'daki Masai Mara, Kosta Rika'daki Corcovado ve Fransa'daki Mercantour gibi alanlar da aşırı turizm ve fon yetersizliği çekiyor. Bu durum, küresel biyolojik çeşitliliğin korunması ve iklim değişikliğiyle mücadele açısından büyük risk oluşturuyor. ABD'nin bu alandaki başarısızlığı, diğer ülkeler için de kötü bir örnek teşkil edebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin milli park ve doğa koruma politikaları için önemli dersler içeriyor. Türkiye'de de benzer şekilde, özellikle yaz aylarında Milli Parklar (örneğin Olympos Beydağları, Göreme) aşırı ziyaretçi baskısı ve yetersiz bütçe sorunları yaşıyor. ABD'deki kesintilerin yol açtığı altyapı çöküşü, Türkiye'nin sürdürülebilir turizm ve koruma dengesini yeniden düşünmesi gerektiğini gösteriyor. Ayrıca, iklim değişikliğinin Türkiye'nin Akdeniz ekosistemleri üzerindeki etkisi (orman yangınları, kuraklık) göz önüne alındığında, milli parklara ayrılan kaynakların artırılması hayati önem taşıyor. Küresel bir trend olan doğa turizmi talebi, Türkiye'nin bu alandaki potansiyelini değerlendirmesi için bir fırsat sunarken, aşırı kullanımın yaratacağı risklere karşı tedbirli olması gerekiyor.