ABD eski Başkanı Donald Trump ve MAGA (Make America Great Again) hareketi, yaklaşan ara seçimler öncesinde 'komünist' tehdit söylemini yeniden gündeme taşıdı. Cumhuriyetçiler, Soğuk Savaş döneminin tartışmalı figürü Joseph McCarthy'nin taktiklerine benzer şekilde, Demokratları komünizmle ilişkilendirerek korku temelli bir seçim kampanyası yürütüyor. Eric Garcia'nın analizine göre, bu söylem gerçeklerle örtüşmüyor ve tamamen siyasi manipülasyon amacı taşıyor.
McCarthyizm'in Gölgesinde Bir Seçim Stratejisi
1950'li yıllarda Senatör Joseph McCarthy, ABD'de komünist avı başlatarak binlerce kişinin itibarını zedelemiş, kariyerlerini sonlandırmıştı. Bugün ise Trump ve müttefikleri, benzer bir taktikle Demokrat Parti'yi 'radikal sol' ve 'komünist' olmakla suçluyor. Ancak Demokratların politikaları, sosyal demokrasi ile komünizm arasında büyük farklar bulunuyor. Örneğin, Medicare for All veya yeşil enerji yatırımları gibi öneriler, komünizmle uzaktan yakından ilgili değil.
Garcia'ya göre, Cumhuriyetçilerin bu söylemi, ekonomik ve sosyal sorunlara çözüm üretemeyince başvurdukları bir günah keçisi yaratma çabası. Kamuoyu yoklamaları, enflasyon, işsizlik ve göç gibi konularda halkın endişelerini gösterirken, Cumhuriyetçiler bu endişeleri 'komünist sızma' korkusuna yönlendirmeye çalışıyor.
Trump, son mitinglerinde sık sık 'Komünistler ülkemizi ele geçiriyor' ifadesini kullanıyor ve destekçilerini 'vatanı kurtarmaya' çağırıyor. Bu retorik, 2021'deki Kongre baskını öncesi söylemlere benziyor ve şiddet riskini artırıyor. MAGA kanadındaki bazı isimler ise okullarda 'komünist eğitim' verildiğini iddia ederek yerel seçimlerde de bu kartı oynamaya başladı.
Gerçekler ve Yalanlar Arasındaki Uçurum
PolitiFact ve FactCheck.org gibi bağımsız doğrulama kuruluşları, Cumhuriyetçilerin 'komünist' suçlamalarının çoğunun asılsız olduğunu defalarca ortaya koydu. Örneğin, Başkan Joe Biden'ın hiçbir zaman komünizmi savunmadığı, aksine ılımlı bir siyaset izlediği biliniyor. Benzer şekilde, Demokrat Parti içindeki ilerici kanat (Alexandria Ocasio-Cortez, Bernie Sanders gibi isimler) sosyal demokrat politikaları savunuyor; komünizmle bir bağları yok.
Ancak bu gerçekler, MAGA tabanında pek yankı bulmuyor. Çünkü Cumhuriyetçi seçmenin önemli bir kısmı, ana akım medyaya güvenmiyor ve alternatif sağcı medya kaynaklarından besleniyor. Bu ekosistemde, 'komünist tehdit' anlatısı sürekli körükleniyor ve gerçek dışı iddialar hızla yayılıyor. Özellikle sosyal medyada, 'CRT' (Kritik Irk Teorisi) ve 'komünizm' gibi kavramlar birbirine karıştırılarak korku imparatorluğu inşa ediliyor.
Ara seçimlere aylar kala, Cumhuriyetçilerin bu stratejisi, ekonomik vaatlerden ziyade kültürel savaşlara odaklanmayı tercih ettiklerini gösteriyor. Ancak bu durum, partinin ılımlı kanadında rahatsızlık yaratıyor. Bazı Cumhuriyetçi stratejistler, aşırı söylemin bağımsız seçmenleri kaçırabileceği uyarısında bulunuyor.
Bölgesel ve Küresel Yansımalar
ABD'deki bu iç siyasi dinamikler, küresel sahneyi de etkiliyor. NATO müttefikleri, ABD'nin iç istikrarına dair endişelerini dile getirirken, otoriter rejimler bu kutuplaşmayı kendi lehlerine kullanıyor. Örneğin, Rusya ve Çin, ABD'deki 'komünizm' tartışmalarını, Batı demokrasilerinin çöküşü olarak propaganda malzemesi yapıyor. Ayrıca, ABD'nin uluslararası taahhütleri (Ukrayna'ya destek, Tayvan politikası) iç siyasi çekişmeler nedeniyle sekteye uğrayabilir.
Avrupa'da da benzer bir 'kızıl panik' dalgası gözlemleniyor. Macaristan ve Polonya gibi ülkelerde iktidardaki sağcı partiler, muhalefeti komünizmle suçlayarak demokratik kurumları zayıflatıyor. Bu durum, AB içinde otoriterleşme eğilimlerini güçlendiriyor. Dolayısıyla, ABD'deki McCarthyist söylem, sadece Amerikan siyasetini değil, küresel demokrasi gündemini de etkiliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'de yükselen 'komünist tehdit' söylemi, Türk-Amerikan ilişkilerini dolaylı yoldan etkileyebilir. Türkiye, NATO içinde kritik bir müttefik olarak, ABD'deki iç kutuplaşmadan kaynaklanan dış politika istikrarsızlığından olumsuz etkilenebilir. Özellikle savunma işbirlikleri (F-16 satışı, İsveç'in NATO üyeliği) ve ekonomik ilişkiler, ABD Kongresi'ndeki siyasi çekişmeler nedeniyle sekteye uğrayabilir. Ayrıca, Türkiye'deki bazı çevreler, ABD'deki bu söylemi 'Batı'nın çifte standardı' olarak yorumlayabilir. Ancak Türkiye'nin kendi iç siyasetinde komünizm tartışması marjinal olduğundan, doğrudan bir yansıma beklenmez. Yine de ABD'deki istikrarsızlık, küresel güvenlik mimarisini sarsarak Türkiye'nin bölgesel dengelerini etkileyebilir.