ABD Başkanı Donald Trump, 3 Kasım ara seçimlerinden önce İran'a yönelik bir askeri saldırı düzenlenmeyeceğini duyurdu. Bu açıklama ilk bakışta bir itidal mesajı gibi görünse de, aslında seçim gününe endekslenmiş bir uyarı niteliği taşıyor. Trump'ın askeri kısıtlamayı seçim tarihine bağlaması, oy verme işleminin ardından gelecek dönemi daha tehlikeli hale getiriyor. Beyaz Saray'dan henüz resmi bir yazılı açıklama gelmedi; ancak Başkan'ın sözlü taahhüdü, Tahran ile Washington arasındaki gerilimin seçim sonrasına ertelendiği izlenimini veriyor.
Gelişmenin arka planı
Trump yönetimi, İran'a yönelik "maksimum baskı" politikasını sürdürüyor. 2018'de nükleer anlaşmadan çekilme, yeniden yaptırımlar ve Devrim Muhafızları'nı terör örgütü ilan etme gibi adımlar iki ülke arasındaki güveni derinden sarstı. Ocak 2020'de General Kasım Süleymani'nin Bağdat'ta düzenlenen bir drone saldırısıyla öldürülmesi, savaşın eşiğine gelinmesine neden oldu. İran da misilleme olarak Irak'taki ABD üslerine balistik füzeler fırlattı. O günden bu yana bölgede düşük yoğunluklu bir çatışma hali sürüyor.
Trump'ın seçim öncesi askeri bir hamle yapmama taahhüdü, iç politik hesaplarla da ilgili. Ara seçimlerde Cumhuriyetçilerin Kongre'deki çoğunluğunu korumak istediği biliniyor. Seçmenin savaş yorgunluğu ve Orta Doğu'daki maceralara karşı isteksizliği, Beyaz Saray'ın seçim öncesi risk almasını engelliyor. Ancak Trump'ın "seçimden önce" ifadesini özellikle vurgulaması, seçim sonrası için bir serbestlik alanı yaratma amacı taşıyor.
Diğer yandan İran, ABD'nin olası bir saldırısına karşı hazırlık yapıyor. Tahran yönetimi, Körfez'deki askeri tatbikatlarını sürdürüyor ve vekil güçleri aracılığıyla bölgedeki varlığını güçlendiriyor. İran Dışişleri Bakanlığı sözcüsü, "Her türlü saldırıya karşılık verileceğini" bir kez daha yineledi. Bu karşılıklı restleşme, seçim sonrası dönemde yanlış hesaplama riskini artırıyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Orta Doğu'da zaten kırılgan olan denge, Trump'ın açıklamasıyla daha da karmaşık bir hal aldı. İsrail, Suudi Arabistan ve BAE gibi ABD'nin bölgedeki müttefikleri, İran'a karşı daha sert bir tutum izlenmesini istiyor. Özellikle İsrail, İran'ın nükleer programına yönelik askeri bir seçeneğin masada tutulması gerektiğini savunuyor. Trump'ın seçim sonrası İran'a yönelik bir operasyonu onaylaması halinde, bu ülkelerin de sürece dahil olma ihtimali bulunuyor.
Küresel petrol piyasaları da bu belirsizlikten etkilenebilir. İran'ın petrol ihracatı üzerindeki yaptırımlar zaten arz sıkıntısı yaratmış durumda. Olası bir askeri çatışma, Basra Körfezi'ndeki sevkiyatı aksatarak petrol fiyatlarında ani bir sıçramaya yol açabilir. Bu durum, pandemi sonrası toparlanmaya çalışan küresel ekonomiyi olumsuz etkileyebilir. Avrupa Birliği ise diplomatik çözüm çağrısını yineliyor; ancak ABD'nin tek taraflı adımları karşısında etkisiz kalıyor.
Trump'ın açıklaması, ABD'nin İran politikasında Kongre'nin rolünü de gündeme getiriyor. Seçimlerde Kongre'nin kontrolünü kaybetmesi halinde bile Trump'ın askeri yetkilerini kullanarak İran'a yönelik operasyonları genişletebileceği belirtiliyor. 2001 ve 2002 tarihli Askeri Kuvvet Kullanma Yetkisi (AUMF) yasaları, başkanlara geniş hareket alanı tanıyor. Bu nedenle Kongre'deki dengeler değişse de, Beyaz Saray'ın İran'a yönelik askeri adımlarında bir kısıtlama olmayabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD-İran geriliminin seçim sonrasına ertelenmesi, Türkiye için hem risk hem de fırsatlar barındırıyor. Türkiye, İran ile uzun sınırı ve enerji ticareti nedeniyle olası bir çatışmadan doğrudan etkilenebilir. Savaş durumunda mülteci akını, ticaret yollarının kesilmesi ve enerji arz güvenliği gibi sorunlar ortaya çıkabilir. Öte yandan Türkiye, İran ile Batı arasında arabuluculuk rolü üstlenerek diplomatik konumunu güçlendirebilir. Ancak ABD'nin yaptırımlarına uyma konusundaki baskı, Türkiye'nin ekonomik ve siyasi dengelerini zorlayabilir. Seçim sonrası dönemde Türkiye'nin aktif diplomasi izlemesi kritik önem taşıyor.