Eski ABD Başkanı Donald Trump'ın görev süresi boyunca kömür yakıtlı elektrik santrallerini kapatılmaktan kurtarmak için uyguladığı politikalar, bir eyalette vergi mükelleflerine 117 milyon dolara mal oldu. Trump yönetimi, federal fonlar aracılığıyla kömür endüstrisini ayakta tutmak için yüz milyonlarca dolar aktarırken, ülke genelinde birçok santralin faaliyetine devam etmesini sağladı. Bu karar, temiz enerji geçişini yavaşlatması ve maliyetleri tüketicilere yansıtmasıyla eleştiriliyor.
Trump'ın kömür politikası ve maliyeti
Donald Trump, 2016 seçim kampanyasında kömür madencilerine verdiği sözler doğrultusunda, başkanlık döneminde EPA (Çevre Koruma Ajansı) düzenlemelerini gevşetti ve kömür santrallerinin kapanmasını engellemek için federal teşvikler sağladı. Ancak bu politikalar, özellikle enerji piyasasında doğal gaz ve yenilenebilir enerji kaynaklarının maliyet avantajı karşısında kömürün rekabet gücünü kaybetmesini durduramadı. En çarpıcı örnek, Ortabatı eyaletlerinden birinde yaşandı: Eyalet kamu hizmeti komisyonu, Trump yönetiminin baskısıyla bir kömür santralini açık tutma kararı aldı ve bu kararın bedeli, elektrik faturalarına yansıyan 117 milyon dolar oldu. Bu miktar, ortalama bir hanenin yıllık elektrik faturasına yaklaşık 50 dolar ek yük getirdi.
Enerji uzmanları, kömür santrallerinin yaşlandırılması ve bakım maliyetlerinin artması nedeniyle bu tür müdahalelerin uzun vadede ekonomik olmadığını belirtiyor. Ayrıca, kömürden kaynaklanan hava kirliliğinin sağlık maliyetleri de hesaba katıldığında, Trump politikalarının toplam maliyetinin çok daha yüksek olduğu tahmin ediliyor.
Bölgesel ve küresel boyut
ABD'de kömür santrallerinin kapatılması, küresel iklim hedefleri açısından kritik öneme sahip. Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) verilerine göre, kömür küresel karbon emisyonlarının en büyük kaynağı olmaya devam ediyor. Trump yönetiminin bu politikaları, ABD'nin Paris İklim Anlaşması'ndan çekilmesiyle birlikte, küresel iklim mücadelesini olumsuz etkiledi. Biden yönetimi ise temiz enerji yatırımlarını artırarak bu süreci tersine çevirmeye çalışıyor, ancak Trump döneminde yapılan anlaşmalar ve sübvansiyonlar halen yürürlükte.
Bu durum, ABD enerji piyasasında dengesizliklere yol açarken, kömürün taşımacılık ve madencilik sektörlerindeki istihdama katkısı da siyasi tartışmaların odağında. Ancak yenilenebilir enerji sektörü, kömür sektörünün çok üzerinde istihdam yaratıyor. Örneğin, güneş enerjisi sektöründe çalışan sayısı kömür madenciliğinin 5 katı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Trump'ın kömür politikaları, Türkiye'nin enerji dönüşümü için bir uyarı niteliği taşıyor. Türkiye, yerli kömür kaynaklarını kullanma hedefi doğrultusunda kömür santrallerine teşvikler sağlarken, bu tür politikaların uzun vadede hem ekonomik hem de çevresel maliyetleri artırabileceği görülüyor. ABD örneği, fosil yakıt sübvansiyonlarının tüketiciye yansıyan faturalarla sonuçlandığını gösteriyor. Türkiye'nin yenilenebilir enerji potansiyeli yüksek olmasına rağmen, kömüre bağımlılığın azaltılamaması durumunda benzer maliyet yükleriyle karşılaşması olası. Ayrıca, küresel iklim finansmanı ve yeşil dönüşüm trendleri, Türkiye'nin enerji politikalarını gözden geçirmesini zorunlu kılıyor.